<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Bitki Islahı, Uygulamalı Genetik, Biyoteknoloji</title>
	<atom:link href="http://msakiroglu.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://msakiroglu.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Dec 2011 08:54:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='msakiroglu.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Bitki Islahı, Uygulamalı Genetik, Biyoteknoloji</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://msakiroglu.wordpress.com/osd.xml" title="Bitki Islahı, Uygulamalı Genetik, Biyoteknoloji" />
	<atom:link rel='hub' href='http://msakiroglu.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Enerji Kaynağı Olarak Bitkisel Biyoyakıtlar</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2009/12/17/surdurulebilir-enerji-kaynagi-olarak-bitkisel-biyoyakitlar/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2009/12/17/surdurulebilir-enerji-kaynagi-olarak-bitkisel-biyoyakitlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 11:02:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetik Teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Tarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Enerji güvenliği, bir ülkeninin enerji kaynaklarını hâkimiyeti altında bulundurması ve yakın gelecek için teminatını sağlama alması anlamına gelir. Bundan dolayı, enerji güvenliği, kalkınma, ekonomik ve politik istikrar ve sosyal gelişim ile ilişkilidir. Ne var ki modern dünyanın halihazırda bağımlı bulunduğu temel enerji kaynaklarının büyük bir kısmını daha önce yer altına depo edilmiş organik artıklar oluşturur. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=60&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Enerji güvenliği, bir ülkeninin enerji kaynaklarını hâkimiyeti altında bulundurması ve yakın gelecek için teminatını sağlama alması anlamına gelir. Bundan dolayı, enerji güvenliği, kalkınma, ekonomik ve politik istikrar ve sosyal gelişim ile ilişkilidir. Ne var ki modern dünyanın halihazırda bağımlı bulunduğu temel enerji kaynaklarının büyük bir kısmını daha önce yer altına depo edilmiş organik artıklar oluşturur. Bu tüketim hızı ile sahip oldugumuz petrol rezervlerinin kısa sürede tükeneceğine kimsenin kuşkusu yoktur. Yapılan tartışmalar ise kısa sürenin uzunluğu üzerinedir. Makul tahminler 45 yaşındaki bir insanın petrol tüketiminde tepe noktayı göreceği üzerinedir[1].</p>
<p>Petrol yakıtlarında yaşanacak böyle bir kriz çoğu zaman sadece enerji krizine indirgense bile gerçekte çok boyutludur ve en önemli yan etkisi tarım sistemlerindeki üretkinliğin düşmesi olacaktır. Çünkü ziraî üretimin iki saçayağını oluşturan akaryakıt ve gübrenin her ikisi de fosil yakıtlarından üretilmektedir.<span id="more-60"></span></p>
<p>Her devlet bu durumda kendi enerji ve gıda güvenlinin temini için çaba sefetmek, yeni fizibıl alternatifleri değerlendirmek zorundadır. Alternatif enerji kaynakları içerisinde sıkça dile getirilen yenilenebilir enerji kaynaklarının üretimi, enerji güvenliği açısından hayatidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının belli başlı olanları hidroenerji, biyoenerji, güneş ve rüzgar enerjisidir. Biyoenerji bitki ve hayvansal ürünler kullanılarak üretilen enerji kaynağı olarak tanımlanmaktadır ve yenilenebilirlik arzeder ve halen yenilenebilir enerji kaynakları arasında kullanım açısından hidroenerjiden sonra ikinci sırada gelmektedir.</p>
<p>Biyoenerji bitki ya da hayvansal ürünlerin doğrudan yakılarak enerji eldesinde kullanımı veya şeker oranı yüksek bitkisel dokuların mayalanması ile etil alkola dönüştürülmesi ve petrol yakıtlarına dahil edilmesi şeklindedir. Biyoyakıt olarak adlandırılan bu enerji türü ayrıca ayçiçeği ya da soyafsulyesi gibi bitkilerden edle edilmekte olan biyodizeller ile bakterilerden elde edilen elanolü de kapsamaktadır. Biz bu makalede yalnızca bitkisel biyoyakıtları irdeleyeceğiz.</p>
<p><span style="font-size:x-small;"> </span></p>
<p>Bugüne kadar biyoyakıt tartışmalarına sadece seçim dönemlerinde ve sathî olarak değinilmesi, bu konuda çoğu zaman retoriğe saplanıp kalmamıza neden olmuştur. Bu nedenle 26 Haziran 2008 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısını ülkemizde biyoyakıtların enerji güvenliği çerçevesinde ele alınmasının miladı olarak değerlendirmek mümkündür. Dünyadaki eğilime paralel olarak ülkemizde de artan enerji ihtiyacı, enerjide dışa bağımlılığın oluşturduğu politik tıkanmalar ve giderek artan akaryakıt fiyatlarının beraberinde getirdiği sorunlar, daha fazla ertelenemeyecek boyuta ulaşmış durumdadır. Hiç vakit kaybedilmeden alternatif ve sürdürülebilir enerji kaynakları üretmeye yönelik ekonomik ve entellektüel yatırıma girişilmelidir.</p>
<p>Bioyakıt ve formları</p>
<p>Biyoyakıtların üretilen en yaygın formu etil alkoldür (etanol). Temelde bitkisel şekerlerin mayalanması ile elde edilir ve oldukça eski bir prosesdir. Acak etanolun enerji kaynağı olarak motorlu araçlarda kullanımı yeni bir olgudur. Tahılların şeker oranı yüksek tohumları şu an itibari ile etanol eldesinde yoğun olarak kullanılmaktadır. Biyoetanol üretiminde ilk olarak tahıllar kullanıldığı için aynı zamanda birinci nesil biyoyakıt bitkileri olarak da adlandırılırlar.</p>
<p>Biyodizeller nisbeten daha basit bir süreçten geçmektedirler. Temel olarak bitkisel yağların küçük bir prosesten geçirilmesi ile katkı olarak dizele katılmasından oluşurlar. Daha kısa sürede yakıt olarak kullanımına katılmasına rağmen temel tarımsal işletme mantığı etanolün yakıt olarak kullanılmasından çok da farklı değildir. Ayrıca bitkisel yağların üretim kapasitesi oldukça sınırlıdır. Yani talebin artması durumunda eldeki tüm bitkisel yağların yakıt olarak kullanılması bile fosil yakıtlarında bindebir dilimleri etkileyebilecektir.</p>
<p>Selülozik etanol son zamanlarda bilimsel literatürde en fazla telafuz edilen biyoyakıt türü olmuştur. Bunun başlıca sebebi ise şudur: Yukardaki iki metoddan farklı olarak, bu etanol prosesinde yiyeceklerin yakıta dönüştürülmesi sözkonusu değildir. Aynı zamanda ikinci nesil biyoyakıt bitkileri olarak adlandırılan yem bitkileri ile tarımsal bitkilerin insanlar ya da çiftlik hayvanları tarafından tüketimi mümkün olmayan odunsu kalıntıları ile kereste endüstrisinin yan ürünü olarak ortaya çıkan ağaç artıklarının taşıdığı selülozun etanole dönüştürlmesi planlanmaktadır. Endüstriyel bitki artıklarındaki şeker kalntılarının mayalanarak etanole dönüştürülmesi de bu guruba dâhil edilebilir.</p>
<p>Biyoyakıta yönelmenin temel sebepleri</p>
<p>Yukarıda değinildiği gibi halihazırda yoğun olarak kullanılan enerji kaynakları olan kömürün ve petrolün kaynağı yeraltına rezerve edilmiş organik artıklardır. Bu fosil kaynaklı yakıtların oluşumu milyonlarca yıllık bir süreçtir. Ancak bu kaynakların hızlı tükenmesinin yanında dağılım ve kullanımının son derece karmaşık politik güç ilişkilerine dayanması, devletleri sürdürülebilir bir enerji döngüsü kurmaya yöneltmistir. Biyoenerji, güneş enerjisi, hidroenerji, jeotermal enerji gibi tükenirlik arzetmeyen enerji kaynakları hali hazırda var olan alternatiferdir.</p>
<p>Global çerçevedeki sorunların zirvesine tırmanmaya başlayan küresel ısınma, bir anda dikatleri ekolojik dengenin bozulmasına yönlendirmiştir. Temelde atmosferdeki karbondioksit gazının oransal olarak artması sonucu dünyanın yekpare ısınması olarak özetlenebilecek bu küresel ekolojik sorunun en temel sebeplerinden bir tanesi yer altında organik bileşik olarak depo edilmiş olan karbonun yakılma sonucu karbondioksit gazına dönüşmesidir. Bu gaz güneş ışığının atmosferde hapsolmasına sebep olduğu için küresel ısınmaya neden olmaktadır. Bu alanda çalışma gösteren akademisyenlerin ve çevrecilerin en önemli önerisi, üretilen karbondioksitin sınırlandırılmasıdır. Bu mümkün değilse bile, en azından, tüketilecek enerjinin net karbondioksit dengesini sağlaması için atmosferden karbondioksit çekmesi sağlanmalıdır. Bitkilerin ürettikleri şekerin temel yapıtaşlarını oluşturan, havadaki karbondioksit gazıdır. Bitkilerden üretilen etanolün yakılması ile oluşan karbondioksit ise doğal olarak atmosferik karbondioksit olacaktır ve bu gazın atmosferdeki oranını daha da arttırmayacaktır. Biyoyakıtlar bu düzeydeki bir kaygının sonucunda, çözümün bir parçası olarak tartışılmaktadırlar.</p>
<p>Tarımsal politikaların ve planlamaların başarısız olduğu durumlarda bazı ürünlerin yerel marketlerin ihtiyacından daha fazla üretilmesi gibi bir sorun ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak bu ihtiyaç fazlası ürünün ekonomiye kazandırılması gündeme gelecektir. Kendi tarımsal sistemini ayakta tutmaya çalışan ABD’nin çiftçilere üretimde kaldıkları sürece tarımsal destek sağlaması bu durumun en çarpıcı örneğini oluşturur. Destek sadece belli bazı ürünlerin ekimi halinde verilmektedir. Çiftçiler satamasa bile desteği garantiye almak amacı ile destekleme sağlanan ürünlerin ekimini yapmaktadır. Her ne kadar çok ciddi bir mali külfetle çiftçiler ayakta tutulmaya çalışılsa da ihtiyaç fazlası soya ve mısır üretilmektedir. Bu ürünlerin endüstriye katılması için alternatif kulanım şekilleri araştırılmaktadır. Biyoyakıtların yaygınlaşmasında bu gibi sorunlu tarımsal politikaların etkisi oldukça fazladır. Benzer problemli tarımsal politikaların devamında etkili olan güçler de tahmin edildiği gibi üreticiler birliği -özellikle de ABD deki mısır üreticileri birliği- gibi politik açıdan etkili güçler ile bunlara ek olarak biyoyakıt (etanol) rafinerilerinin geliştirilmesi, satışını yapan şirketler ile bu şirketlere lojistik destek karşılığında ekonomik getiri sağlayan oluşumlardır.</p>
<p>Ekolojik Sürdürülebilirlik</p>
<p>Biyoyakıt uygulamaları ile birlikte insanoğlunun yaklaşık on bin yıllık tarımsal serüveni de tamamı ile farklı bir mecraya girmiş bulunmaktadır. Çiftçilere sadece toplumu besleme değil aynı zamanda yakıt sağlama görevi de yüklenmiş olacaktır. Bu noktada sorulacak en doğal ve makul soru tarım sistemlerimizin bunu karşılayacak kapasiteye sahip olup olmadığıdır. Bilinmektedir ki dünya nüfusunun artışı devam etmektedir ve tarımsal sistemlerin en azından artan nüfusun yiyecek telebini karşılayacak şekilde üretmini arttırması zorunludur. Bunun üstüne bir de insanlığın tükettiği enerjiyi sağlaması ise ancak doğru planlanmış ve yönlendirilmiş bir tarımsal düzen ile ve kısmen mümkündür. Bu sebeple alternatif enerji kaynaklarının yenilenebilirlik şartına ek olarak bir de ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik kriterlerini karşılaması gerekir.</p>
<p>Tarımsal uygulamaların çevreye verdiği tahribat son zamanlarda bilimsel ve idarî ajandanın en tepesine tırmanmıştır. Bu kadar ivedi bir sorunun üstesinden gelmeden yapılandırılacak bir tarımsal sistemin başarısız olacağı aşikardır. Halihazırda tarım sistemlerin en büyük sorunları kabaca şöyle sıralanabilir. Tek yıllık bitkilerin -özellikle de besin ihtiyacını karşılamaya yönelik tahılların- geniş sahalara ekimi toprak kalitesini oldukça düşürmüştür. Toprağın sürülmesi ve yılın bir çok ayında çıplak kalması erozyon gibi çok ciddi çevresel sorunları netice vermektedir. Bu sorunların bertaraf edilmesi için tarım arazilerinin dinlendirimesi veya tarımsal faaliyetlerin yoğunluğunun düşürülmesi icab eder. Halbuki birinci nesil biyoyakıt bitkileri tahıl fiyatlarını daha da yükseltip daha yoğun olarak ekilmelerine sebebiyet verecektir. Örneğin ABD’de 2007 yılındaki mısır ekimi bir önceki yıla oranla % 17 artmıştır.</p>
<p>Başarılı bir biyoyakıt bitkisinin temel özelliklerinden ilki bitkisel dokuların etkin bir şekilde yakıta dönüştürmesi ise ikincisi de birim alanda yüksek oranda biyokütle verimi elde etmek olacaktır. Bu yüzden halen biyoyakıt bitkileri olarak önerilen bitkilerin büyük bir kısmı tropik bitkiler ve ağaçlardır. Bu bitkilerin yüksek biyokütle verimlerinin yanında çevre koşullarına dayanıklılıkları tarımsal açıdan ciddi bir avantaj oluşturur. Maalesef ziraî avantaj bazen ekolojik açıdan çok ciddi problemlere yolaçabilmektedir. Örneğin çok fazla biyokütle üretebilen ve potansiyel bir biyoyakıt bitkisi olarak görülen Mischantus giganteus bitkisi aynı zamanda çok hızlı yayılmakta ve işgalci bir bitki olarak diğer biyoçeşitliliği azaltabilmektedir.</p>
<p>Biyoyakıt Üretiminin Ekonomik Çerçevesi ve Sosyal Etkileri</p>
<p>Biyoyakıtın maliyeti, bir tarımsal ürünün ekiminden hasadına kadar olan süreçteki maliyeti ile hasat sonrası ürünün rafinerilerde elanole ya da biyodizele dönüştürülmesine kadar olan süreçlerin toplam maliyetine denk düşer. Bununla beraber maliyet hesabı yapılırken net enerji girdisi ile üretilen toplam yakıt miktarı da karşılaştırılmalıdır. Maalesef halihazırdaki teknolojik seviye ile her iki maaliyet hesabı da fizibıl bir görüntü arzetmemektedir. Her ne kadar toplam maliyet farklı perspektif sahipleri tarafından çok farklı hesaplansa da net enerji ve mali kazancın olması gerektiği seviyenin çok altında olduğunu herkes kabul edecektir.</p>
<p>Etanolün ayrıştırılması maddi açıdan külfetli ve zor bir süreçtir ve halen özelliklede ABD’de devletten gelen ekonomik destek sayesinde mali olarak sürdürülmektedir. Üstelik de etanol rafinerilerinin maliyetleri toplam biyoyakıt maliyetinin sadece bir kısmını oluşturmaktadır. Maliyetin asıl büyük parçasını ise tohum fiyatlarından başlamak üzre hasat aşamasına kadar devam eden tarımsal süreçlerin toplam maliyeti ile tarımsal ürünün (hububat) etanol tesislerine nakliye masraflarını oluşturmaktadır[2].</p>
<p>Biyoyakıt için önerilen bitkilerin önemli bir kısmı ile şu anda biyoyakıt üretiminde kullanılan ekinlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda temel besin maddesi olarak kullanılan bitkilerdir. Mevcut koşullarda üretilen besinin tüm dünyaya yettiğini biliyoruz. Açlığın sebebi ise alım gücü yetersizliğidir. Yani fakirlerin besine erişimleri ekonomik güçsüzlükten dolayı sınırlıdır. Temel besin maddesi olarak kullanılan tahılların bir çoğu dünyanın tüm insanlarının besin ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamaktadır. Sadece buğday, mısır ve pirinç üçlüsü patatesle birlikte bugün itibari ile tüm insanlığın besin ihtiyacının yüzde yetmişini karşılamaktadırlar. bu besinlerin giderek daha fazla oranda yakıta dönüştürülmesinden en çok etkilenecekler de bu durumda fakirler olacaktır. Örneğin Meksika’da temel gıda maddesi olan tortillalar Türkiye’deki ekmek ile paralel bir işleve sahiptir ve mısır unundan imal edilmektedir. Mısırın giderek daha fazla oranlarda biyoyakıta dönüştürmesi mısır fiyatlarını ve doğal olarak da ekmek fiyatlarını yükseltmektedir ve sonuç olarak da fakirlerin yiyeceğe erişimini sınırlandırmaktadır. Plansız ve ölçüsüz biyoyakıt projelerinin en akut ve ciddi etkisi kuşkusuz bu olacaktır.</p>
<p>Türkiye için imkânlar ve alternatifler</p>
<p>İkinci nesil olarak adlandırılan çok yıllık yem bitkileri ile meralardaki bitkisel üretimin hasat edilerek kullanılması birçok açıdan daha uygulanabilir bir alternatiftir. Halen yem bitkisi olarak kullanılan türlerin büyük çoğunluğu Anadolu topraklarında binlerce yıllık ekim tarihine sahiptir ve uyum sorunları yoktur. Bu bitkiler çiftçiler tarafından zaten ekildikleri için tarım sistemlerinde herhangi radikal bir değişimi gerektirmezler ve tarım pratiği fazlası ile mevcuttur. Ayrıca çok yıllık bu bitkiler, tek yıllık bitkilerden farklı olarak, ekolojik denge açısından riskli değildirler. Erozyonu azaltma kapasitelerinin yanında su kaynaklarının ve toprağın kimyasallar ve gübreler ile kirlenmesine de set çekme imkânı sağlarlar[3].</p>
<p>Biyoenerji bitkilerinin ilk nesli olarak adlandırılan tek yıllık tahıllar bilindiği gibi büyük oranda gübreye ihtiyaç duyarlar. Sentetik gübrelerin üretimi için ise doğrudan petrol kullanılmaktadır. Bu durumda üretilen biyoyakıt büyük oranda petrole bağımlı olmaktadır. Bilinmektedir ki baklagil bitkileri köklerindeki nodüller sayesinde havadaki gaz azotu organik azota dönüştürerek kullanıma sokmaktadırlar. Bu sayede dışarıdan azot gübresine ihtiyaç olmaksızın ekilebilmektedirler. Dahası, nadas sistemi kullanılan topraklarda baklagil yem bitkileri kendinden sonra ekilecek tek yıllık tahıllar için de yeteri kadar azotu toprağa depo ederek üretim maaliyeti ile beraber petrole bağımlılığı ciddi derece de azaltmaktadır. Bu sebeple baklagil yem bitkileri artan petrol fiyatlarına karşın ekim maliyetini azaltarak biyoyakıtları ekonomik açıdan da sürdürülebilir bir alternatif olarak önümüze çıkarmaktadırlar. Ayrıca yem bitkilerinin yaprakları kaliteli hayvan yemi olarak kullanılabilecekken dallar ve gövde ise ayrıştırılarak biyoyakıta dönüştürülebilir. Gövde ve dalları yapraklardan ayıran makinaların prototipi şimdiden yapılmış durumdadır.</p>
<p>Genetik teknolojilerindeki hızlı gelişim bu teknolojileri tarımsal sistemdeki bazı temel sıkıntıları çözmeye yönelik bir anahtar işlevi sunmaktadır. Özellikle biyoyakıt potansiyeli yüksek variyetelerin tespiti, ıslahı ve tarımsal piyasaya sunumunun yapılması zaman alacak bir süreçtir. Bu sürecin hızlandırılması genetik metotlar sayesinde mümkündür. Bu konu, son bir kaç yıldır, akademik camia tarafından oldukça hızlı bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır. Özellikle ABD bu konuda ciddi bir kaynak tasarrufuna giderek muhtemel enerji ve azot krizine karşın biyoteknoloji ve genetik teknolojilerinin desteği ile biyoyakıt kapısını zorlamaktadır[4].</p>
<p>Sonuç olarak biyoenerji alternatif enerji kaynaklarından sadece bir tanesidir. Bu nedenle biyoyakıtlar üzerine yoğunlaşırken tüm makul alternatiflerden azamî derecede istifade edilmelidir. Hiç kuşkusuz ki yanlış planlanıp yönlendirildiğinde, biyoyakıt amaçlı tarım rejimleri, başta besin paylaşım dengesi dolayısıyla da toplumun sosyoekonomik dengesi ile beraber çevresel dengeyi etkileyebilecek problemlere sebep olabilirler. Buna karşın doğru planlama ve yönlendirme ile alternatif ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olabileceği gibi mevcut çevresel sorunlar ile birçok tarımsal problemin çözümüne katkı sağlayabilecektir.</p>
<p>[1] Appenzeller T.. End of Cheap Oil. National Geographic. Haziran 2004</p>
<p>[2] Patzek T.W. 2004. Thermodynamics of the corn-ethanol biofuel cycle. Crit. Rev. Plant Sci. 23:519-567</p>
<p>[3] Sanderson M. A. , P.R. Adler. Perennial Forages as Second Generation Bioenergy Crops. Int. J. Mol. Sci. 9: 768-788. 2008</p>
<p>[4] Chapple C., M. Ladisch &amp; R. Meilan. 2007. Loosening Lignin’s Grip on Biofuel Production. Nature Biotechnology 25, 746 &#8211; 748 (2007)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dr. Muhammet Şakiroğlu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/60/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=60&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2009/12/17/surdurulebilir-enerji-kaynagi-olarak-bitkisel-biyoyakitlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Genetik Teknolojilerini Doğru Tartışmak</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/07/16/genetik-teknolojilerini-dogru-tartismak/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/07/16/genetik-teknolojilerini-dogru-tartismak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jul 2007 16:55:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Besin ve Gıda Kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoteknoloji Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Teknolojileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2007/07/16/genetik-teknolojilerini-dogru-tartismak/</guid>
		<description><![CDATA[(Bu Yazı Bilim ve Ütopya Dergisi&#8217;nin 156. sayısında Yayınlanmıştır.) Bilimin son 30 yıldaki en büyük üretimi kuşkusuz genetik teknolojileridir. Genel ifadesiyle genetik teknolojileri, canlıların temel kalıtsal maddesi olan DNA üzerinde yapılan manüplasyonlar ile elde edilmiş bitki, hayvan ya da mikrop boyutundaki muhtelif canlılar veya bunların dolaylı ürünleri anlamına gelmektedir. Genetik teknolojisi, insan yaşamı için gerekli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=51&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<address><em><strong>(Bu Yazı Bilim ve Ütopya Dergisi&#8217;nin 156. sayısında Yayınlanmıştır.)</strong></em><br />
</address>
<p>Bilimin son 30 yıldaki en büyük üretimi kuşkusuz genetik teknolojileridir. Genel ifadesiyle genetik teknolojileri, canlıların temel kalıtsal maddesi olan DNA üzerinde yapılan manüplasyonlar ile elde edilmiş bitki, hayvan ya da mikrop boyutundaki muhtelif canlılar veya bunların dolaylı ürünleri anlamına gelmektedir. Genetik teknolojisi, insan yaşamı için gerekli temel unsurlar olan besin ve doğal çevreyi manipüle ettiği için, kendi gelişimine büyük çapta lojistik destek sağlayan çağdaşı bilişim teknolojilerinden farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Diğer bir ifade ile genetik teknolojileri başka hiç bir teknoloji ile karşılaştırılamayacak kadar geniş bir sahayı etkileyen risk kapasitesine sahiptir; bu nedenle de farklı bir güvenlik perspektifini gerektirir. Böyle bir güvenlik perspektifinin belirlenmesi için ise genelde biyoteknolojinin, hususiyetle de genetik teknolojilerinin, bütün yönleri ile akademik ve toplumsal bazda yoğun olarak tartışılması zaruridir. Böyle bir tartışma hem gerekli yasal düzenlemelerin kuramsal arkaplanının oluşturulmasına hem de edinilmesi kısmen daha zor olan bu teknolojilere ait ortalama toplumsal bilgi düzeyinin yükselmesine yardımcı olacaktır. Dahası, yapılacak verimli tartışmalar, genetik çalışmaların  etkili, yerinde ve toplum yararına olmasına katkı sağlayacaktır.  <span id="more-51"></span> </p>
<p>Tartışmaların Mevcut Durumu<br />
Üzücüdür ki ülkemizde gerek akademik camiada gerekse kitlesel bazda genetik teknolojilerinin kapasiteleri kapsamlı bir degerlerdirmeye tabi tutulmamıştır. Dolayısıyla bu teknolojilerin ulusal bazda ülkenin genel sosyoekonomik yapısında nasıl bir değişikliğe sebep olduğu/olacağı yeterince incelenmemiştir. Oysa genetik bilimi ve teknolojileri konusunda bugün itibari ile lider ülke konumundaki ABD ve teknolojileri üretme iddasındaki diğer gelişmiş ülkeler, savunma ve güvenlik konsepti bağlamında, oldukça güçlü yapılanmalara giderek, teknolojileri ekonomik, stratejik ve bilimsel bir silaha dönüştürmeyi başarmışlardır. Sözkonusu ülkeler mevcut teknolojileri hem üreten hem de gelecek adına yeniden planlayan mevki olmanın tüm avantajlarını kullanmak durumundadırlar. Bununla beraber bu ülkelerde, genetik biliminin ve teknolojilerinin üretkenliği ve etkileri nispeten yoğun olarak tartışılmaktadır.<br />
Ülkemizde genetik tartışmaların bulunduğu nokta ABD özelinde gelişmiş ülkeler için çizdiğimiz tablonun çok uzağındadır. Maalesef karar mekanizmasına müdahil insanlarımızın birçoğunun şu an sahip olduğu genetik vizyon, günlük gazetelerin çarpıtılmış yabancı ajans çevirilerinden devşirdiklerinden ibarettir. Üniversitelerimizde yeteri genetik çalışmanın fiilen yapılmıyor oluşu bir yana, bu teknolojilerin yakın gelecekte ve ileriye dönük neler ima ettiğine bile yeterince kafa yorulmayışına akademik camia ile karar mercileri arasındaki kopukluk da eklenince halihazırdaki keşmekeşlik ortaya çıkmıştır. Bu durumda genetik biliminin ve teknolojilerin gelişim, değerlendirme, plan ve güvenliği hatta sınırlandırılmasını  genelde ABD’ye özelde ise bu ülkede oldukça iyi organize olmuş dev tarımsal ve genetik şirketlere ihale etmiş olmamız şaşırtıcı değildir.<br />
Genetik teknolojilerine yapılan cılız eleştirilerin tutarsız oluşu bir tarafa, yersiz endişeler içermesi, temel bilimsel destekten yoksun oluşları ve esas noktaların sürekli olarak gözden kaçırılması; buna karşın bu teknolojilere bir tür messiyanilik misyonunu yüklenmesi arasında devam eden tartışmalar ciddi bir eksen kaymasına sebep olmaktadır. Bu eksen kayması bazen öyle noktalara ulaşır ki meselenin tüm ciddiyetini tırpanlar. Yakın geçmişte ülkemizde yaşanan kuş gribi vakası ülkenin genetik kaynaklarının korunması ve planlanmasında düşülen acziyetle beraber ülkenin en üst karar alma merciinde bile bir biyolojik ve genetik silah beklentisi, genetik teknolojilerinin  algılanma biçimindeki yetersizliğin bariz bir örneğini oluşturmaktadır .  Genetik teknolojilerinin büyük bir güç olduğu açıktır. Ancak bu gücün etkinliğini biyolojik silaha indirgemek, teknolojilerin ekonomik, ticari ve tarımsal dolayısıyla da sosyoekonomik boyutunu tamamı ile ıskalamak anlamına gelecektir. İnsanların temel besin ihtiyacının % 70 lık kısmını temin eden üç ana tahıl ve bunların teknoloji ile ilişkisi sürekli göz ardı edilerek yapılan tartışmaların, frankenştaynlar ya da sokak lambası olarak kullanılabilecek ağaç üzerine kısıtlanmasının getirisinin ne olacağı oldukça şüphelidir.<br />
Genetik teknolojileri kullanılarak üretilen ürünlerin besin maddesi olarak marketlere yayılmasıyla birlikte güçlü karşıt gruplar ortaya çıktı. Bu karşıt guruplar biyoteknolojik ürünlerin ve transgenik bitkilerin insan sağlığına olası riskleri üzerine oldukça güçlü bir muhalefete girişmeye başladılar ve bir çok bölgede oldukça etkili oldukları bile söylenebilir.  Halen ABD ve Avrupa’da transgenik canlı üreten şirketler, sağlık yönü ağır basan ciddi kampanyalar eşliğinde bu ürünlerin piyasa sunumunu yapmak zorunlar. Elbette transgenik bitkiler uzun vadede insan sağlığı için riskler içerebilir va hatta sağlık riskleri Batı toplumları tarafından öncelendiği için de bu yönü ağır basan bir muhalefete girişmek rasyonel olabilir. Ancak genetik teknolojileri ve daha özelde transgenik canlıların her durumda sağlık sorunlarına sebep olduğuna şartlanmış olmak ve hatta bu konuda komplo teorilerine sarılmak, rasyonel bir tartışma zeminini imha etmektedir.<br />
Henüz genetik teknolojilerini üretme imkanını bulamamış olan ülkemizin bu teknolojiyi kendi ulusal çıkarları açısından ciddi bir süzgeçten geçirememiş olması ve bu konuda ulusal bir politika geliştirememiş olması tartışmaların yeteri kadar yoğun yapılmıyor oluşuyla ilgilidir.</p>
<p>Açlık Sorunu, Genetik Teknolojileri Sayesinde Biter mi?<br />
Genetik teknolojilerinin ve transgenik yöntemlerin tarımsal üretimi arttıracağı ve dolayısıyla açlığı giderebilecek kabiliyette olduğu argümanı, transgenik ürünlerin planlayıcıları ve savunucuları tarafından en çok dillendilirilen argümandır. Dünyanın açlık sorunu oldukça ciddi bir sorundur. Dünya nüfusu, halihazırda dakikada 160’dan fazla insanın doğması ile büyümeye devam etmektedir. Bu çoğalmanın yüzde doksanından fazlası gelişmekte olan ülkelerde vuku bulmaktadır. Makul tahminler 2050 yılında dünya nüfusunun sekiz milyarı geçeceğini vurguluyorlar . Gerçekte yeryüzünde üretilen toplam besin insanoğlunun ihtiyacını karşılayacak kadardır. Buna göre, artan nüfusa mukabil tarımsal üretimin mevcuda göre yüzde 30 arttırılması gerekmektedir. Bu fazladan üretim, ya üretim kapasitesinin ya tarımsal arazinin yahut da ikisinin kombinasyonun arttırılması ile mümkündür. Yeni sahaların tarıma açılması makul bir beklenti değildir çünkü yeryüzünün kıta yüzeyinin dörtte biri şu anda zaten tarımsal açıdan kullanılmaktadır ve geriye kalan topraklar ya tarıma elverişsizdir ya da ekolojik denge açısından hayati olan orman arazileridir . Aynı tarımsal sahalar kullanılarak üretimlerin belli oranda arttırılması ise zorunlu alternatif olarak görünmektedir . İşte genetik teknolojilerinin hesaba dahil olduğu nokta burasıdır. Elbette ki, tarımsal üretimin ve ekonominin sadece niceliğe indirgenip bunun arttırılmasının ana hedef seçilmesi bile tarımsal vizyon açısından ciddi bir sorundur. Ne var ki bu ziraî ve ekonomik akıl yürütmeyi makul kabul etsek bile genetik teknolojilerinin tarımsal üretimi nasıl tek başına arttırabileceği hususuna açıklık getirilmemiştir. Aslında, endüstriyel tarımın ya da biyoteknolojik tarımın üretimi arttırdığı dogması artık bilimsel anlamda genişçe sorgulanmaya başlamıştır . Üretimin genetik teknolojileri sayesinde hızlıca arttırılabildiğini varsayarsak bile açlık sorununa çözüm olamayacaktır. Nitekim halihazırdaki açlık sorunu üretim eksikliğinden ziyade paylaşım sorunudur ve politiktir. Dünyada açlığın korkunç bir şekilde yaşandığı bölgelerde tarımsal ihracaat da yapılmaktadır . Besin kıtlığı sorununun çözümü bu bölgelerde köklü siyasal değisikliklere ve fakirlerin alım gücünün arttırılmasına bağlıdır .<br />
Genetik teknolojilerin, besin kıtlığı sorununa çözüm üretememesinin bir diğer sebebi tarımsal biyoteknolojik ürünlerin —özellikle de transgenik canlıların— pazar payı açısından fizibıl olan tarımsal sistemleri hedef almaları ve genellikle bu teknolojierin plan aşamasında ekonomik maliyetleri hesap edilerek, gelişmiş ekonomik sistemlere ait çiftlikler için tasarlanmasıdır . Oysaki açlık konusunda uçurumun kenarında bulunan bölgelerde tarımsal başarı için yerel özzellikler çok baskındır ve genetik teknolojilerinin bu bölgelere göre tasarımı pahalıdır. Bununla birlikte özzellikle Afrika kıtasında açlık için çözüm olabilecek ekinlerden hiç biri genetik açıdan yeterince çalışılmamıştır. En fazla genetik çalışma konusu yapılmış ekinlerin (mısır, soya fasulyesi, pirinç, pamuk v.s.) hiç biri, açlığın en çok hissediliği Afrika ve Asya’daki yerel koşullara göre tasarlanmış modern variyetelere sahip değildir. Dolayısıyla, düşük tarımsal gelirine rağmen bu bölgelerin dev tarımsal şirketlerin ya da kamu üniversitelerinin biyoteknoloji çalışmaları için cazibeli olacağı süphelidir. Bu noktada makul olan ıslah biliminin metodları ile  genetik biliminin birleştirilmesi sayesinde hızlı ve ucuz teknolojiler üretmektir.<br />
Besinin miktarının yanında kalitesine dönük iyileştirme çabaları hayli gereklidir. Genetik teknolojileri bu çabalar için çok önemli bir anahtar konumundadır. Dünyanın  bir çok bölgesinde düşük besin kalitesinden kaynaklanan sorunlar mevcuttur. Örneğin Asya kıtasında görülen A vitamini eksikliği, özellikle kadınlarda ve çocuklarda görme fonksiyonları ve savunma sistemi ile ilgili ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır . Nitekim Golden Pirinci bu eksikliği bertaraf etmek amacıyla üretilen transgenik bir pirinç variyetesidir. Ne var ki  açlığın en çok yaşandığı bölgeler açısından halihazırda genetik teknolojilerinin üretiminden tarımsal piyasa giriş aşamasına ve besine dönüşmesine kadar bir dizi sorun mevcuttur . Bu sorunların doğru tartışılması çözümleme sürecinin anahtarını oluşturmaktadır.</p>
<p>Genetik Teknolojileri ve Çevresel Sorunlar<br />
Genetik teknolojilerinin ekolojik sorunlara çözüm olacağı iddiası diğer bir güçlü argümandır. Temel ekolojik sorunların başında insanoğlunun uygulayageldiği tarım  metodları gelmektedir. Tarımsal sistemlerin ekolojik sistemlere verdiği zarar, endüstriyel tarımın uygulamaları ile geçen yüzyılda zirveye çıkmıştır. Sentetik gübre kullanımı ,  herbisit ve pestiside olan kronik bağımlılık , toprağın mineral dengesini bozmakla kalmayıp  yüzey ve yeraltı sularında ciddi kirlenmelere yolaçmıştır . Missouri ve Missisipi havzasında yapılan yoğun sınaî tarımın etkisiyle bu ırmak sistemlerinin minerallari Meksika Körfezine taşıması ile oluşan ötrifikasyon (ölü bölgeler), tarımsal uygulamaların çevreye verebileceği tahribatların boyutları açısından kaydedeğerdir .   Bunun da ötesinde tek yıllık bitkiler ve bir tek ekin üzerinden yapılandırılan tarımsal sistemler güneş ışıklarının alımında büyük bir israfa, hastalık, haşere ve ayrık otları ile mücadelede güç kaybına  neden olmanın yanında ciddi derecede erozyona  sebebiyet vermektedir. Hatta tarımsal sahada tek ekinin de ötesinde genetik olarak tekdüze variyetelerin giderek daha geniş sahalarda ekilmesi biyoçeşitliliğin tehlikeli biçimde azaltılması noktasına getirmiştir.<br />
Kısaca doğaya verilen zarar ciddi boyutlara ulaşmıştır; kalıcı ve sürdürülebilir tarımsal sistemlere olan ihtiyaç hiç bir zaman bu kadar vahim bir boyuta ulaşmamıştır. Bu durumda ekolojik sistemler açısından çözümün ilk adımı sorunu doğru tespit etmek olmalıdır. Daha net bir ifade ile, çevresel sorunların kaynağı teknolojik altyapı eksikliği değil tarım sistemlerinin ta kendisidir. Bu nedenle gelişen yeni teknolojinin -biyoteknoloji ya da genetik teknolojileri- soruna köklü çözümler önerdiği argümanı yerinde değildir ve çözümün tarım sistemlerinde radikal değişikleri gerekli kıldığı açıktır.<br />
Bu arada, hastalık, haşere ve ayrık otlarına direnç geni taşıyan transgenik bitkilerin tarımsal ilaç kullanımını (herbisit ve pestisitler) azaltma kapasitesinden bahsedilebilir. Bu durumda, yerinde kullanımla çevresel zararları azaltma yeteneği mevcuttur ve bu konuda çalışmaların devam etmesinde fayda vardır. Buna karşın yatay gen transferi riski ve yabâni canlıların genetik kirlenmeye maruz kalma olasılığı gözardı edilmemelidir.</p>
<p>Genetik Teknolojileri ve Genetik Kaynakların Özelleştirilmesi<br />
Genetik tarışmalarda genellikle göz ardı edilen bir başka nokta, genetik teknolojilerinin hayat kodlarını ve insanlığın gelecekteki besin kaynaklarını ticari metaya dönüştürme potansiyeli ve kabiliyetidir. İnsanoğlunun on bin yıllık tarihsel birikimi olan modern variyeteler, yerli ırklar, saf hatlar ve yabanî variyeler genetik teknolojisi ile beraber transgenik variyelerin hammaddesi gibi algılanmaya başlanmıştır. Bu durumda genlerin patentlenebileceğini gören şirketler yatırımlarını biyoteknolojik alana kaydırmasıyla bütün insanlığın ortak birikimi olan genetik kaynaklar, bir anda iki elin parmaklarını geçmeyen sayıda şirketin mülkiyetine girmiştir. Ancak genetik kaynakların şirketlere hibe edilmesi bu kaynaklar üzerinden büyük bir paylaşım savaşına sahne olmaktadır. Dev şirketlerin özelleştirdiği bu kaynakları koruma reflekslerine sahip oldukları mali güç de eklenince, bilimsel ve genetik gelişmeler çözümü zor birer sosyal problem halini almaktadırlar. <br />
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise genetik teknolojilerin plan aşamasında şirketlerin ekonomik çıkarlarının belirleyici olmasıdır.  Bir alandaki genetik projelerin şirketler açısından başarı ölçütü ekonomik getiridir. Bunun da ötesinde dev şirketler ürünü ya da metodu patentleme pahasına yeteri kadar test yapılmadan genetik teknolojileri piyasa sürebilmektedirler . Tamamı ile kâr getirisi üzerinden kurgulanmış bir bilimsel mantalitenin savunulabilirliği büyük bir tutarsızlıktır.<br />
Genetik teknolojilerinin ürettiği temel problemlerden bir diğeri ise genetik kaynakların serbest dolaşımının sınırlanmasıdır. Bu sınırlanmadan en büyük oranda etkilenen ise tahmin edildiği üzere açlık sorununu yaşayan bölgelerdir. Çünkü özzelleştirilen genetik kaynaklar yüzünden fakir çiftçiler en temel ihtiyaç olan tohumu temin için uluslarüstü dev şirketlere muhtaç konumuna gelmiştir ve gelecektir. Terminatör teknolojisi gibi kısır tohumların çiftçilere satılıyor oluşu çiftçileri her sene yeni tohum satınalmak zorunda bırakmaktadır. Bunun sonucunda ise maliyet artmakta ve ürünler de pahalıya mal olmaktadır. Böylece, genetik teknolojilerinin en kuvvetli argümanı olan “bu teknolojilerin açlık sorununa çözüm üreteceği” savı büyük bir yara almaktadır. Çünkü açlık sınırında bulunan bölgelerin büyük çoğunluğu için geliştirilmiş variyetelerin serbest kullanımı besin için hayati önemdedir. Bu durum sadece dolaşımın durmasını engellemekle kalmayıp çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerden toplanan genetik kaynaklarin, asıl sahiplerine geri pazarlanmasına da sebep olmaktadır!<br />
Ne yazık ki genetik kaynakların paylaşım savaşına muhalefet etmesi geren Batı kaynaklı üniversiteler ve araştırma merkezleri bu savaşın bir parçası olmayı tercih ettiler.  Bir çok kamu üniversitesi Fikri Mülkiyet Hakları adı altında genetik kaynak patentlemesini savunmaktadır. Bunun temel sebeplerinden bir tanesinin üniversitelerin patentlerden ve tescilden para kazanması olarak açıklanabilir. Ancak Genetik teknolojileri tartışılırken genetik kaynaklar üzerindeki mülkiyet kavramını ABD’nin sahip olduğu genetik bankalar ile yan yana konarak aklıselim ile yeniden düşünülmeye muhtaçtır. Bana göre genetik teknolojileri ile ilgili tartışmaların en can alıcı noktası da budur. Tüm insanlığın genetik kaynakları hızlıca ve sessizce tarım şirketlerinin mülkiyetine girmektedir. Evet tüm insanlığın faydasına olacağı için koşulsuz serbest dolaşım savunulmalıdır. Uluslarüstü dev şirketler tek bir tane gen ekleyerek patenlediği variyeteleri serbest dolaşıma açacaklari ise bugün için makul bir beklenti değildir.<br />
Sonuç olarak, genetik teknolojileri doğru yönlendirilip desteklendiğinde insanlığa faydalı olabilir; bu yüzden de bu konuda çalışmaların devamı gereklidir. Ancak bununla beraber bu teknolojilerin etki kapasitesi gözününe alınarak toplumun tüm kesimleri bu tartışmalara katılmalıdır. Etraflı ve doğru bir şekilde tartışıldığı zaman, bu teknolojilerin gelişimi ve ilgili bilimsel çalışmalar sağlıklı bir zeminde ilerletilebilir. Tartışmalara doğru ve yetkin bilgi sağlamak ise bu alandaki uzman akademisyenlerin görevidir. </p>
<p>Referanslar:<br />
 1. <a href="http://www.milliyet.com.tr/2006/01/18/son/sonsiy04.html">http://www.milliyet.com.tr/2006/01/18/son/sonsiy04.html</a><br />
 2.  Lutz W, Sanderson W &amp; Scherbov S. 2001. The end of world population growth. Nature 412, 543–545.<br />
 3.  Cox T S, Glover J D, Van Tassel D L, Cox C M, and DeHaan L. August 2006. Prospects for developing perennial grain crops. BioScience 56 649-659<br />
  4. Hoisington D, Khairallah M, Reeves, Ribaut J.M, Skovmand B, Taba  S, and Warburton M. 1999. Plant genetic resources: What can they contribute toward increased crop productivity? Proc. Natl. Acad. Sci. USA 96:5937–5943.<br />
  5. D R Keller &amp; Brummer E C. Mart 2002.  Putting food production In context:Toward a postmechanistic agricultural ethic. BioScience 52 264-271<br />
  6. Lappé F M, Collins J, and Rosset P, Esparza L. 1998. 12 Myths About Hunger based on World Hunger: 12 Myths, 2nd Edition, Grove/Atlantic and Food First Books. <br />
  7. Latham JR. 2000. There’s enough food for everyone, but the poor can’t afford to buy it. Nature 404: 222.<br />
  8. Cox T S. The Mirage of Genetic Engineering. American Journal of Alternative Agriculture, Volume 17, Number 1, 2002, pp. 41-43<br />
  9. Dawe D, Robertson R, Unnevehrb L. 2002. Golden rice: what role could it play in alleviation of vitamin A deficiency? Food Policy 27 541–560<br />
  10. Conway, Gordon. 1999 , Costs and Benefits,  Rockefeller Foundation. <a href="http://www.biotech-info.net/gordon_conway.html">http://www.biotech-info.net/gordon_conway.html</a><br />
  11. Dinnes D L, Karlen D L, Jaynes D B, Kaspar T C, Hatfield J L, Colvin T S &amp; Cambardella C A. 2002. Nitrogen management strategies to reduce nitrate leaching in tile-drained Midwestern soils. Agronomy Journal 94:153-171.<br />
  12. Cox C M, Garrett K A, and Bockus W W  Meeting the challenge of disease management in perennial grain cropping systems. Renewable Agriculture and Food Systems. Volume 20(1), March 2005, pp. 15-24<br />
 13. Kramer S B, J P. Reganold, J D. Glover, B J M Bohannan, and A. Mooney. Reduced nitrate leaching and enhanced denitrifier activity and efficiency in organically fertilized soils. March 21 2006. PNAS Vol:103 no:12 <br />
 14.  Galloway J, Aber J, Erisman J, Seitzinger S, Howarth R, Cowling E and Cosby B. 2000. The nitrogen cascade. BioScience 53, 341–356.<br />
  15. Rabalais N N, Turner R E  &amp; Wiseman W J.  2002. Gulf of Mexico hypoxia, aka &#8216;The dead zone&#8217;. Annual Review of Ecology and Systematics, 33, 235–263<br />
  16. Cox C M, Garrett K A, and Bockus W W  Meeting the challenge of disease management in perennial grain cropping systems. Renewable Agriculture and Food Systems. Volume 20(1), March 2005, pp. 15-24<br />
  17. Glover J. Characteristics of Annual vs Perennial Systems. Sod Based Cropping System Conference, University of Florida&#8217;s Institute of Food and Agricultural Sciences, Quincy, Florida, Şubat 20-21, 2003.  <a href="http://www.landinstitute.org/vnews/display.v/ART/2003/02/20/3e78b3f2d0336">http://www.landinstitute.org/vnews/display.v/ART/2003/02/20/3e78b3f2d0336</a>.<br />
  19. Conway, Gordon. 1999, Costs and Benefits,  Rockefeller Foundation. <a href="http://www.biotech-info.net/gordon_conway.html">http://www.biotech-info.net/gordon_conway.html</a></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/51/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/51/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/51/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=51&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/07/16/genetik-teknolojilerini-dogru-tartismak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Filogenetik Nedir?</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/17/filogenetik-nedir/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/17/filogenetik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jan 2007 15:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetik Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Teknolojileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/17/filogenetik-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Genomik bilgi kullanılarak canlılar arasındaki ilişkileri ve moleküler düzeydeki benzerlikleri anlamlandırmaya çalışan biyolojik bilimdir.  Canlılar arası bu genomik benzerliğin biyolojik olarak nelere tekabül ettiğine dair çıkarımlarda bulunmak da bu bilimin konusudur.  Şimdilerde bilgisayar teknolojisine paralel gelişen bu  devasa bilimi bir yazıya indergemek imkansızdır. Joe Felsenstein 2004 yılında yayınladığı kitabında  bu tarihe kadar sadece Filogenetik alanında  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=48&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genomik bilgi kullanılarak canlılar arasındaki ilişkileri ve moleküler düzeydeki benzerlikleri anlamlandırmaya çalışan biyolojik bilimdir.  Canlılar arası bu genomik benzerliğin biyolojik olarak nelere tekabül ettiğine dair çıkarımlarda bulunmak da bu bilimin konusudur.  Şimdilerde bilgisayar teknolojisine paralel gelişen bu  devasa bilimi bir yazıya indergemek imkansızdır. Joe Felsenstein 2004 yılında yayınladığı kitabında  bu tarihe kadar sadece Filogenetik alanında  farklı metodlar üzerine yayınlanmış olan 3000’den fazla akademik makalenin varlığından bahsetmiştir.<span id="more-48"></span>Bu durumda burada sunulan bilginin filogenetiği öğrenmek için kafi gelmeyeceği açıktır.  Ancak çok özet de olsa sunulan bilginin faydası olacağı muhakkaktır. </p>
<p>Canlılar arasındaki genom benzerlikleri DNA ya da protein dizileri kullanılarak yapılır. Bu dizilere ait  bilginin özetlenmesi ve görsel olarak anlaşılabilmesi için Filogenetik ağaçlar üretilir ve kullanılır.  Bu ağaçlar genellikle  oldukça karmaşık metodlar ile elde edilirler.</p>
<p><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/agac1.JPG" title="agac1.JPG"></a></p>
<p> DNAnın sekans bilgileri yahut da markör bilgileri;  proteinlerin ise proteini oluşturan aminoasit zincir bilgileri karşılastırılmada ve filogenetik ağaç yapımında kullanılır.  İlk olarak canlılar arası benzerliklerin moleküler formülasyonu olarak ortaya çıkan alan daha sonraları doğal hayatın korunmasından adli tibba varana dek, biyolojinin  hemen her alanında kullanılmaya baslanmıştır.  Örneğin aminoasit dizilimi bilinen ancak fonksiyonu bilinmeyen  bir protein başka proteinlerle karşılaştılırlarak  benzerlik ağaçları oluşturulabilir ve eldeki proteinin olası fonksiyonları bu yolla tahmin edilebilir.  Bilinmektedir ki değişik canlılara ait genom suratle sekanslanmaktadır(DNAnın nükleotid baz  şifresi çozülmektedir) bu da beraberinde bir çok proteinin aminoasit dizilim bilgisini ortaya çikarmaktadir.  Ne var ki bu kadar hızlı bulunan proteinlerin teker teker fonksiyonun bulunması hayli zor ve zaman almaktadir. Filogenetik ağaçlar bulunan bu yeni proteinlerin fonksiyonel sınıflandırmalarında  oldukça kullanışlıdır.</p>
<p> Filogenetik sınıflandırmalar ayrıca ekonomik açıdan önemli kültür bitkilerinde eldeki genetik kaynakların daha profesyonelce kullanılabilmesi için gerekli genetik bilginin temininde; ıslah metodlarının  uzun zaman içerisinde canlıların genomik yapısında meydana getirdiği  değisikliklerin mahiyeti ve bu değisiklerin eristiği nokta hakkında bilgi edinmede de oldukça yaygın olarak kullanılmaktadırlar.</p>
<p>Filogenetikte farklı metodların kullanımı değişik akademisyenler tarafından bir din gibi savunulmaktadır. Bunun en temel sebeplerinden bir tanesi  filogenetikte tek ve kesin bir sonucun olmamasıdır. Özellikle  DNAnın çok hızlı sekanslanması beraberinde bir bilgi deryasını getirmiştir. Var olan tüm bilginin kullanılması hesaplama olanakları ve teknikleri açısından imkansızdır.  Mevcut bilgisayar programlarının en güçlüleri, en hızlı bilgisayarlarla haftalarca çalışarak makul sayılabilecek bir sonuca ulaşmaktadır. Bunun temel sebebi artan birim( gen, protein, tür, popülasyon vs)  sayısının  muhtemel ağaç sayısını geometrik olarak arttırmasıdır.  Örneğin 3 farklı birim sadece 3 farklı ağaç olusturabilir. Birim sayisi dörde çıktığında ağaç sayısı 15, birim sayısı beşe çıktığında 105 ; elliy birim ile mümkün farklı ağaç sayısı <span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">2.75292* 10<sup>76 </sup></span>olacaktır.  Sayının büyüklüğünü bir kere daha düşünün.</p>
<p><strong>Filogenetik ağaçlar:</strong></p>
<p>Her bir metod çoğunlukla farklı bir sonuca götürmektedir.  Zaten  kesin ve doğru bir sonuç(ağaç) beklentisi de yerinde değildir. Endüstriyel istatistik uzmanı George Box’un da dediği gibi “Bütün modeller yanlıştır, ancak bazıları kullanışlıdır.” Filogenetikte kullanılan metodların karşılaştırılması bu yazının amacını aşacağı için sadece bazı belli başlı metodlara kısaca değinmekle yetineceğiz.<br />
1. Parsimony Metodu: İki birim arasında en az değişiklik gerektiren ağaç en makul olan ağaçtır. Bu şu demektir: en az farklı olan birimler birbirine en yakın ve benzeyen birimlerdir.<br />
2. Maximum likelihood Metodu: Bu metodun kuramsal olarak nasıl işlediğini kavramak için yeteri istatistik bilgisini donanmış olmak elzemdir. Ancak basitleştirirsek, eldeki bilgi ile olması ihtimali en yüksek ağaç ya da çözümleme en makbul olanıdır.<br />
3. Bayes Metodu: Hemen her alanda kullanımı oldukça yaygınlaşan istatistik modeli filogenetiğin en popüler metodudur. Temelde Likelihood metoduna benzemekle beraber, öncül(prior) olasılık kullanımı ile bu metoddan ayrılır.</p>
<p><strong>Yaygın Olarak Kullanılan Bilgisayar Programları:</strong></p>
<p>Programlar hakkında genel bilgiye geçmeden evvel bir konunun altını çizmekte fayda vardır. Genellikle filogenetik alanında çalışan akademisyenler ile bu alanda program geliştirenler ezici çoğunluk ile MAC kullanmaktadırlar. Her ne kadar programların  PC versiyonları mevcut ise de MAC versiyonları her zaman daha ileri ve üst sürümdürler.  Filogenetik ağaçların eldesinde en yaygın kullanılan sadece 3 program hakkında bilgi vereceğiz. Ne var ki bu programların önerdikleri ağaçları bilgisayarınızda görüntülemenizi sağlayan baska bir program daha vardır. Bu da Treeview  programıdır. Bu program asağıdaki adresten ücretsiz olarak indirilip kullanılabilmektedir.<br />
<a href="http://taxonomy.zoology.gla.ac.uk/rod/treeview.html">http://taxonomy.zoology.gla.ac.uk/rod/treeview.html</a></p>
<p>1. PAUP (Phylogenetic Analysis Using Parsimony): Florida Eyelet Üniversitesi’nden bir Akademisyen tarafından geliştirilen programın en son 4.0 beta versiyonu piyasaya sürlümüştür. Program ücretsiz değildir. Online olarak ulaşılabilecek oldukça kapsamlı bir elkitabı vardır. </p>
<p>2. PHYLIP: İnternet üzerinden kullanımı ücretsizdir. Parsimony, farklılık matrisleri , maximum likelihood, ve bir çok farklı metodla ağaç eldesine olanak tanımakla klamayıp aynı zamanda değişik bir çok veri tipini kullanabilmektedir(DNA, RNA, Protein, restriksüyon bölgeleri, gen frekansları vs.) . Bu programı kullanabileceğiniz internet adresi:  <a href="http://evolution.gs.washington.edu/phylip.html">http://evolution.gs.washington.edu/phylip.html</a></p>
<p>3. MrBayes: Adından da anlaşılacağı üzere Bayes istatistiği kullanılarak filogenetik ağaç elde etmede kullanılan bilgisayar programıdır. Bu program ücretsiz olarak internetten indirilip kullanılabilmektedir. Bilgisayar programının indirileceği internet adresi: <a href="http://mrbayes.csit.fsu.edu/download.php">http://mrbayes.csit.fsu.edu/download.php</a></p>
<p>Paup programı kullanılarak elde edilmiş bir filogenetik ağacın Treeview  programındaki görüntüsü<br />
 </p>
<p>Resmi büyütmek için üstüne tıklatın</p>
<p><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/agac2.JPG" title="agac2.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/agac2.kucukresim.JPG?w=480" alt="agac2.JPG" /></a><br />
 </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/48/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/48/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/48/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=48&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/17/filogenetik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/agac2.kucukresim.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">agac2.JPG</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ototetraploidlerde QTL Haritalaması (Genetik Haritalamalar)</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/09/ototetraploidlerde-qtl-haritalamasi/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/09/ototetraploidlerde-qtl-haritalamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jan 2007 21:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetik Prensipler]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Teknolojileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/09/ototetraploidlerde-qtl-haritalamasi/</guid>
		<description><![CDATA[Poliploid durumu, bitki genomundaki en ilginç fenomenlerden biridir. Poliploid bitki hücresinde genom miktar olarak olması gerekenin  katları şeklindedir. Yakın zamandaki  sitogenetik analizler, tüm angiyospermlerin yüzde yetmiş kadarının belli dönemlerde bir ve daha fazla kez poliplodleşmeye maruz kaldıklarını önermektedirler (Masterson, 1994). Bunun da ötesinde insanoğlu için ekonomik önemi olan bitkilerin  ezici çoğunlu halen de poliploiddir: yonca, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=44&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span></span><span><span style="font-size:14pt;"></span></span><span><font face="Times New Roman"><em><span></span></em></font></span></p>
<p><span><font face="Times New Roman"><em><span></span></em></font></span></p>
<p><span><font face="Times New Roman"><em><span>Poliploid</span></em><span> durumu, bitki genomundaki en ilginç fenomenlerden biridir. Poliploid bitki hücresinde genom miktar olarak olması gerekenin<span>  </span>katları şeklindedir. Yakın zamandaki<span>  </span>sitogenetik analizler, tüm <em>angiyospermlerin</em> yüzde yetmiş kadarının belli dönemlerde bir ve daha fazla kez poliplodleşmeye maruz kaldıklarını önermektedirler (Masterson, 1994). Bunun da ötesinde insanoğlu için ekonomik önemi olan bitkilerin<span>  </span>ezici çoğunlu halen de poliploiddir: yonca, muz, kanola, kahve,<span>  </span>pamuk, patates, soya fasülyesi, çilek, şeker kamışı, tatlı patates, buğday (Hilu, 1993).</span></font></span></p>
<p><span><font face="Times New Roman"><span></span></font><span><font face="Times New Roman"><span id="more-44"></span>İki farklı poliploid türü mevcuttur: allopolyploid ve otopoliploid. Allopolyploidler iki farklı türün melezleşmesi sonucu oluşurlar ve sitogenetik açıdan diploid gibi davranırlar; mayoz sırasında bivalent oluştururlar ve alleler diploid genomlardaki gibi ayrışırlar. Buna karşın ototetraploidler tek bir türün genomunun katlar halinde artmasından kaynaklanırlar. Taşıdıkları genom sayısına göre latince sayılardan ol<span><span style="position:relative;top:30pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim12.JPG" title="resim12.JPG"></a></span></span>uşan ön ekler alırlar: tetraploid, hekzaploid, oktoploid vs. Mayoz sırasında multivalent (ototetraploidlerde kuadrivalent)<span>  </span>oluşumu görülür ve genler mayoz sırasında polizomik ayrışıma uğrarlar (Ramsey &amp; Schemske 2002). </font></span><span><font face="Times New Roman">Ototetraploidlerin gen ayrışmasını karmaşıklaştıran polizomik karakterlerden dolayı<span>  </span>bağlantı (linkage) haritalaması oldukça zordur. Bundan dolayı tetraploid bitkilerin diploid versiyonlari haritalamada kullanılagelmişlerdir. Ne var ki bir çok açıdan haritalamanın direkt olarak<span>  </span>tetraploidlerle yapılması hayatidir. Poliploidleşme oldukça dinamik bir süreçtir ve bu süreç boyunca genomda vuku bulan de<span style="position:relative;top:6pt;"></span>ğişikler tetraploid genomunu diploid versiyonlarından farklılaştıracaktır.<span>  </span>Ayrıca tüm tetraploidlerin diploid versiyonları mevcut değildir. Bunun da ötesinde kültür bitkilerinin<span>  </span>çoğu türlerinin<span>   </span>tetraploid versiyonlarıdır<span>  </span>ve ıslah çalışmalarına konu olan tetraploidlerin haritalanmada kullanılması hayatidir.<span>  </span>Tetraploidlerde haritalamayı zorunlu kılan bir diğer sebep ise<span>  </span>yüksek derece gen etkileşimlerinin saptanmasının sadece tetraploidler kullanılarak yapılabilmesidir(Xie and Xu, 2000). </font></span></span></p>
<p><span><span></span><font face="Times New Roman"><span>Geçmişte yapılan QTL haritalamarında RFLP(restriction fragment length polymorphisms) türü markör yada sekans spesifik olmayan PCR kaynaklı metodlar (RAPD ve AFLP) yaygın olarak kullanılmıştır. Ne var ki<span>  </span>her iki metod da kullanım kolaylığı (RFLP)<span>  </span>yada sağladığı genetik bilgi içeriği (RAPD ve AFLP) bakımından cazip değildir. Ancak SSR markörleri ve şimdi giderek yaygınlaşan SNP türü markörler kullanım kolaylığı, genomdaki sayıları ve polimorfik özzellikleri sayesinde gelecekteki haritalama çalışmaları için ideal markörler olduğu söylenebilir(</span><span>Gupta et al., 1999)</span><span>.</span></font><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span></span></span></span><span> </span></p>
<p><span></span><span><em><span><font face="Times New Roman"><strong>Tetraploidlerde QTL Saptanması İçin Gerekli Genetik ve İstatistik Modelleri</strong> </font></span></em><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></p>
<p><span><span></span><span><span><font face="Times New Roman">Xie ve Xu (2000) tetraploidlerde QTL haritalama için teorik bir model geliştirdiler.<span>  </span>Model bağımsız ve rastgele kromozom dağılım modelini baz alarak ve de <span> </span>bağlantı (linkage) gurubundaki tüm markörleri kullanarak QTL in olasılık dağılımına ulaşmaktadır. Önerilen metodun geçerliliği ise simülasyonlarla da desteklenmiştir. </font></span><em><span><font face="Times New Roman"> </font></span></em></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span><span><span><font face="Times New Roman"><em>Genetik ve İstatistik Model</em></font></span></span></span></p>
<p><span><span><strong><span></span></strong><span><font face="Times New Roman">Genetik model için haritalama popülasyonunun tamamı ile heterozigot olan iki tane yabancı döllenmiş anaçtan elde edilen <em>tek melez</em><span>  </span>bir aile olduğu varsayılmıştır. Buna ek olarak yeteri kadar kodominant markörün ve bağlantı haritasının varlığı farzedilmiştir. Varsayılan QTL’in genotipik bilgisi<span>  </span>için kendisi ile bağlı markörlerin genotip bilgileri kullanılacaktır.<span>  </span>Farzedildiği üzere<span>  </span>anaçların sahip olduğu allelerin aynı atadan gelmediği için her bir allel bağımsız bir sembol ile sembollendirilebilir. <span> </span></font></span><span><span><font face="Times New Roman">  <a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim1.JPG" title="resim1.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim1.JPG?w=480" alt="resim1.JPG" /></a>  </font></span><font face="Times New Roman"><span>  </span>erkek anacın </font></span><span><font face="Times New Roman">ve </font><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim2.JPG" title="resim2.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim2.JPG?w=480" alt="resim2.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span>dişi anacın genotipi olsun. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">Bu durumda her bir anaç<span>  </span>altı farklı gamet oluşturabilir. Gametlerin rastgele birleşme ihtimali ile 36 farklı yavru genotipi oluşur.<span>  </span></font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span><em>G<sub>ik</sub> </em><span>nin her bir yavrunun erkekten gelen<em><span>  </span>i </em>gameti<span>  </span>ile dişiden gelen<em> k </em>gametinin birleşmesinden oluşan<span>  </span>genotipik değeri olduğunu kabul edelim<em> </em></span><span> </span>( <em>i</em>, <em>k</em> =1, <span>2,.. </span>6). </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span><span><font face="Times New Roman">Bu durumda, <em>G</em><sub>35</sub>, erkekten gelen 3. gamet ile dişiden gelen 5. gametin <span> </span>birleşmesi ile oluşan yavrunun genotipinin genetik değerine tekabül edecektir. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">Şayet <span> </span>y<sub>j<span>   </span></sub><em><span> </span></em><span>( j<em> </em></span>=1, …, <em>n</em> ) j yavrusunun fenotipik değerini ifade edecekse , genel lineer model şu şekilde<span>  </span>olacaktır: </font></span><span><span style="position:relative;top:14pt;"><font face="Times New Roman"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim3.JPG" title="resim3.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim3.JPG?w=480" alt="resim3.JPG" /></a></font></span><font face="Times New Roman">,<span>  </span>ancak </font><span style="position:relative;top:7pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim41.JPG" title="resim41.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim41.JPG?w=480" alt="resim41.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman">~ <em>N</em>(0, </font><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim5.JPG" title="resim5.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim5.JPG?w=480" alt="resim5.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman">)</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span></span></span><span><span><span style="position:relative;top:5pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG" title="resim16.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG?w=480" alt="resim16.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span>= popülasyon ortalaması </font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><font face="Times New Roman"><span></span>X<sub>ik(j) </sub><span> </span>= indikatör değişkenini ifade eder ve değeri<span>  </span>eğer j yavrusunun genotipi <span> </span><em>G<sub>ik </sub></em>ise bir<span>  </span>değilse 0 değerini alır. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span> </span><span><font face="Times New Roman">Popülasyonun averajı sıfır olarak kabul edilirse </font><span style="position:relative;top:5pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG" title="resim16.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG?w=480" alt="resim16.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span>modelden tamami ile çıkartılabilir.</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">Sonuç olarak <em>G<sub>ik</sub></em> popülasyon ortalamsından sapma olarak ifade edilebilir ve her bir gametik etki nin toplamı olarak düşünülebilir. </font></span><span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim6.JPG" title="resim6.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim6.JPG?w=480" alt="resim6.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span>  </span>( i, k= 1, 2, …, 6)<span>  </span></font></span></span></span></span></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span><span></span></span></p>
<p><span><span><font face="Times New Roman"> <a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG" title="resim7.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG?w=480" alt="resim7.JPG" /></a></font></span><font face="Times New Roman"> </font><span style="position:relative;top:6pt;"></span><font face="Times New Roman"><span>  </span><em>i</em> erkek gamete ile <span> </span><em>k</em> <span> </span>dişi gametinin<span>  </span>etkilerini </font><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG" title="resim8.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG?w=480" alt="resim8.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman">ise iki gametin etkileşim gücünü sembolize etmektedir. </font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span>Burada bir noktaya dikkati çekmekte fayda vardır: çalışma konusu yapılan canlılar tetraploid oldukları için gametleri iki tane allelden oluşmuştur. Bu yuzden de </font><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG" title="resim7.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG?w=480" alt="resim7.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span>terimlerinin kendileri de iki allelin allelik etkilerinin yanında etkileşim değerini de mürekkeptirler. </font><span style="position:relative;top:6pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG" title="resim8.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG?w=480" alt="resim8.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span>ise üçlü ve dörtlü genik (trigenic ve quadrigenic) etkileşimleri içeren yüksek derece bir etkileşim terimidir. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span></span></span><span><span></span><span><span></span></span></span><span> </span><span><font face="Times New Roman">QTL gözlemlenebilir olmadığı için<span>  </span>X<sub>ik(j)</sub><span>  </span>teriminin istatistiksel dağılımını bağlantılı olduğu markörlerden çıkarabiliriz.<span>  </span>X<sub>ik(j) </sub>=1 teriminin markör bilgisine dayalı<span>  </span>Şartlı olasılık formülü :</font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span><font face="Times New Roman">Pr(X<sub>ik(j) </sub>=1|I<sub>M(j) </sub>) = <em>P</em><sub>ik(j)<span>  </span></sub></font></span><span><font face="Times New Roman">ve</font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span>E(X<sub>ik(j) </sub>| I<sub>M(j)</sub>) = <em>P</em><sub>ik(j)<span>  </span></sub>, Var(X<sub>ik(j) </sub>| I<sub>M(j)</sub>) = <em>P</em><sub>ik(j)</sub>(1- <em>P</em><sub>ik(j)</sub>), Cov(X<sub>ik(j)</sub>, X<sub>ik(j) </sub>| I<sub>M(j)</sub>) = <em>P</em><sub>ik(j)</sub><em> P</em><sub>ik(j). </sub></font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">X<sub>ik(j)</sub> yerine E(X<sub>ik(j) </sub>| I<sub>M(j)</sub>) </font></span><span><font face="Times New Roman">terimini yerleştirirsek ilk formüle <span> </span></font></span><span><span style="position:relative;top:14pt;"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim9.JPG" title="resim9.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim9.JPG?w=480" alt="resim9.JPG" /></a></span><font face="Times New Roman"><span> </span>olarak sadeleşecektir.</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span><span><span><font face="Times New Roman">Not: e<sub>j</sub> terimi </font><span style="position:relative;top:7pt;"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim41.JPG?w=480" alt="resim41.JPG" /></span><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span>terimi ile aynı değildir. Bu terim normal dağılım ile heterojenik bir variyans dağılımından mürekkeptir. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">Terminoloji karmaşıklığını gidermek için matrisleri kullanmak çok daha faydalı olacaktır. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span><span><span><font face="Times New Roman"><span> </span><strong>X</strong><em>j<span>  </span></em><span>36&#215;1 şeklinde bir<span>  </span>doğru bir şeklide sıralanmış </span>36 adet <em>X<sub>ik</sub></em><sub>(<em>j </em>)</sub> değerinden oluşan bir vektör olarak düşünelim. <span> </span><em>β</em> ise<span>  </span>36&#215;1 <span> </span>şeklinde<span>  </span>ve<span>  </span>36 adet <em>G<sub>ik</sub></em><span>  </span>değerini tanımlayan vektör olsun. </font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span><strong>U</strong><em>j </em>= <em>E</em>(<strong>X</strong><em>j</em>|I<em><sub>M</sub></em><sub>(<em>j</em>)</sub>) <span> </span>de şartlı Ekspektasyon vektörü <span> </span>ve <span> </span>∑<em><sub>j</sub></em>=Var(<strong>X</strong><em>j</em>|I<em><sub>M</sub></em><sub>(<em>j</em>)</sub>) <span> </span>de <span> </span>36&#215;36 şartlı <span> </span>variyans-kovariyans matrisi olsun. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">y<sub>j </sub>= U<sub>j</sub> <em>β+e</em><sub>j ,</sub></font></span><span><font face="Times New Roman">ve sapma terimi olan e<sub>j</sub><span>  </span>de matris olarak tanımlanabilir.<span>  </span></font></span><span><font face="Times New Roman">ej = (Xj – Uj)β + Єj </font></span><em><span><font face="Times New Roman"> </font></span></em></span></span></p>
<p><span><span><em><span></span></em></span></span><span><span><em><span></span></em></span><span><em><span><font face="Times New Roman"><strong>Bağlantılı Markörler Sayesinde QTL Genotipi İle İlgili <span> </span>Çıkarımda Bulunmak</strong></font></span></em><em><span><font face="Times New Roman"> </font></span></em></span></span><span> </span><span><span><em><span></span></em><em><span> </span></em></span></span></p>
<p><span><span><em><span></span></em><span><font face="Times New Roman">Herhangi bir markör lokusunda rastgele seçilmiş bir ebeveyn (anaç) her zaman 4 farklı allele sahip olmayabilir. Bazen iki yada daha fazla allel aynı duruma sahip olabilir. Bu durumda<span>  </span>markör yarı bilgilendirici olabilir yada hiç bilgilendirici olmayabilir.<span>  </span>Haliyle tam bağlantı olmayan diğer markörlerde X<sub>j</sub> nin dağılımına ulaşmada kullanılmalıdır. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><font face="Times New Roman"><span>Tüm bu aşamaları basitlestirmek için sadece her iki yandaki komşu markörün Interval Haritalamasını göstereceğiz. Daha fazla komşu marköre kolaylıkla uygulanabilir.</span><span> </span></font></span></span></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span><span></span></span></p>
<p><span><span> </span><span style="position:relative;top:6pt;"></span><font face="Times New Roman"><span> </span><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim10.JPG" title="resim10.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim10.JPG?w=480" alt="resim10.JPG" /></a><span> </span></font><span style="position:relative;top:6pt;"></span><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span>sıra ile erkek ve dişi anaca ait ve QTL’in sol tarafında yer alan markör genotipleri olsun. </font><font face="Times New Roman"> <a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim11.JPG" title="resim11.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim11.JPG?w=480" alt="resim11.JPG" /></a><span> </span></font><span style="position:relative;top:6pt;"></span><font face="Times New Roman"><span> </span>de aynı şekilde ancak QTLin sağ tarafında yer alan markörlerin genotipleri olsun. <span> </span>Bağımsız kromozom ayrışımı ile her bir markör 6 farklı gamet üretecektir ve bu da 36 farklı yavru genotipi anlamına gelmektedir.<span>  </span></font></span><span><font face="Times New Roman"><span> </span>Bu markörlerlerden her biri<span>  </span>olan <em>M, <span>M </span></em>Є {<em>M</em>1,<em>M</em>2,<em>…</em>,<em>M3</em>6} olarak tanımlansın <span> </span>bu 36 olası genotip örneğin <span> </span><em>M</em>1 = <a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim15.JPG" title="resim15.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim15.JPG?w=480" alt="resim15.JPG" /></a>  </font><font face="Times New Roman">şeklinde olsun ve bunlarda bir küme içerisinde düzgün şekilde sıralansın. Aynı zamanda <span> </span><em>N </em>Є {<em>N</em>1,<em>N</em>2,<em>…</em>,<em>N3</em>6} ve </font></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><em><span>Q </span></em><span>Є {<em>Q</em>1,<em>Q</em>2,<em>…</em>,<em>Q3</em>6} aynı şekilde tanımlansın. İnterval haritalama <em>i</em>, <em>j</em>, <em>k= </em>1,<em>…</em>, 36 için <span> </span>Pr(<em>Q</em>= <em>Qi </em>|<em>M</em>=<em>Mj</em>, <em>N</em>=<em>Nk</em>) <span> </span>olasılığının hesaplanmasını gerektirir. <span> </span>Bu formül ise bayes teoremi kullanılarak hesaplanır:<a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim12.JPG" title="resim12.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim12.JPG?w=480" alt="resim12.JPG" /></a></span></font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span><font face="Times New Roman">ve Pr(Q=Q<sub>i</sub>)=1/36 öncül (prior) olasılık ile</font></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span></span></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span><font face="Times New Roman"><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim13.JPG" title="resim13.JPG"><img src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim13.JPG?w=480" alt="resim13.JPG" /></a> </font></span></p>
<p><span><font face="Times New Roman">QTL genitipinin marköre<span>  </span>geçişme (transition) olasılığıdır. Bu <span> </span>geçişme (transitional) olasılıkları matrisler kullanılarak hesaplanabilir. Q ve M arasındaki geçişme (transition) matrisi <span> </span></font></span><font face="Times New Roman"><strong><span>T</span></strong><em><span>MQ </span></em><span>=<strong>T</strong>x<strong>T </strong><span>olacaktır.</span></span></font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span><font face="Times New Roman">Burada <span> </span>x <span> </span>iki matris arasında Kronecker <span> </span>çarpımını sembolize etmektedir ve T matrisi ise <span>  </span></font></span></p>
<p><span><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span><font face="Times New Roman"> <a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim14.JPG" title="resim14.JPG"></a><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim14.JPG" title="resim14.JPG"><img width="451" src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim14.JPG?w=451&#038;h=146" alt="resim14.JPG" height="146" /></a></font></span><span><span></span> </span></p>
<p><span><span><font face="Times New Roman">Matrisin her bir elementi<span>  </span>QTL ve soruşturulan markör arasındaki rekombinasyon fraksiyonu olan r nin bir fonksiyonu şeklindedir. Haldane haritalama fonksiyonuna göre, <em>a </em>= (1-<em>r</em>) <sup>2</sup>, <em>b</em>=<em>r</em>(1-<em>r</em>)/3, <em>c</em>=<em>r</em><sup>2</sup>/9 ve <em>d</em>=1-2<em>r</em>/3­4<em>r</em><sup>2</sup>/9. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span><span><span><font face="Times New Roman">Yukarıda anlatılan prosedürün en önemli özelliği birden çok markör bilgisinin aynı anda kullanılmasına (multipoint) imkan tanımasıdır.<span>  </span>Eğer QTLin en yaknındaki komşu markörler hiç bilgilendirici değillerse (non-imformative) bile komşu olmayan markör bilgileri QTLin saptamasında kullanılabilir. Sonuç olarak tüm markör bilgileri aynı anda kullanılarak yapılan haritalamalarda QTL saptama gücü oldukça artacaktır.<span>  </span>Tetraploidlerde kısmi bilgilendirici markörler<span>  </span>full bilgilendirici markörlere nisbeten çok daha yaygın olduğundan birden faza komşu markörün haritalamada kullanlması hayatidir. </font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span><span><span><font face="Times New Roman">Ne var ki Xie and Xu (2000) tarafından önerilen bu metod için yapılan en temel ve haklı eleştiri quadrivalent oluşumunu hesaba katamamasıdır. Bu durum biyolojik açıdan çeşilti problemlere sebep olacaktır çünkü kuadrivalent oluşumu ototertaploidlere ait çok önemli bir sitogenetik hadisedir (Hackett, 2001; Hackett et al., 2001; Wu et al., 2001). </font></span></span></span></p>
<p><span><span><span><font face="Times New Roman">Yonca (M. sativa) bitkisine ait 5, 6,7 8ç kromozom takımlarına ait gen QTL haritası:</font></span></span></span></p>
<p><span><span><span><a href="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/harita.JPG" title="harita.JPG"><img width="627" src="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/harita.JPG?w=627&#038;h=382" alt="harita.JPG" height="382" style="width:627px;height:382px;" /></a></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span><strong><span><font face="Times New Roman">Referanslar</font></span></strong><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span></span><span> </span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Brouwer, D. J., S. H. Duke, and T. C. Osborn. 2000. Mapping genetic factors associated with winter hardiness, fall growth, and freezing injury in autotetraploid alfalfa. Crop Sci. 40:1387-1396.</span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></p>
<p><span><span></span></span><span><span></span><span><span><font face="Times New Roman">Gupta, P. K., R. K. Varshney, P. C. Sharma, and B. Ramesh. 1999. Molecular markers and their application in wheat breeding. <em>Plant Breeding</em> <strong>118</strong>, 369—390.</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span></span><span><span><span></span></span><span><span><font face="Times New Roman">Hackett, C. A. 2001.  A comment on Xie and Xu. ‘mapping quantitative trait loci in tetraploid species’. Genet. Res. <strong>78</strong>:187-189.</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span><span> </span><span><span><span></span><span><span><font face="Times New Roman">Hackett, C. A., J. E. Bradshaw and J. W. McNicol. 2001. Interval mapping of quantitative trait loci in autotetraploid species. Genetics <strong>159: </strong>1819–1832.</font></span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span><span><span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Hackett, C. A. and Z. W. Luo. 2003. TetraploidMap: construction of a linkage map in <span></span>autotetraploid species. J. Hered. 94:358-359.</span></span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span><span><span><span></span><span><span><font face="Times New Roman">Hilu, K. W. 1993. Polyploidy and the evolution of domesticated plants. Am. J. Bot. <strong>80: </strong>1491–1499.</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></span><span> </span><span><span><span><span></span></span><span> </span></span><span><span></span><span><font face="Times New Roman">Meyer, R. C., D. Milbourne, C. A. Hackett, J. E. Bradshaw, J. W. Mcnichol,<span> </span>and<span> R. Waugh</span>. 1998. Linkage analysis in tetraploid potato and association of markers with quantitative resistance to late blight. Mol. Gen. Genet. <strong>259</strong>:150-160</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></p>
<p></span><span><span></span></span><span><span></span><span><span><font face="Times New Roman">Masterson, J. 1994. Stomatal size in fossil plants—evidence for polyploidy in majority of angiosperms. Science <strong>264: </strong>421–424</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span></span><span><span><span></span></span><span><span><font face="Times New Roman">Ramsey, J. and D. W. Schemske. 2002. Neopolyploidy in flowering plants. Ann. Rev. Ecol. Syst. 33:589-639.</font></span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"> </span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span><span></span><span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"></span><span><span><font face="Times New Roman">Wu, S.S., Wu, R.L., Ma, C.X., Zeng, Z.B., Yang, M.C.K., and Casella, G. 2001. A multivalent pairing model of linkage analysis in autotetraploids. <span>Genetics</span> <strong>159:</strong> 1339-1350</font></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span><span><span><span></span><span><font face="Times New Roman">Xie, C.G. and Xu, S.H. 2000. Mapping quantitative trait loci in tetraploid populations. <span>Genet. Res.</span> <strong>76:</strong> 105-115</font></span><span><font face="Times New Roman"> </font></span></span></span></p>
<p></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/44/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/44/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/44/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=44&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2007/01/09/ototetraploidlerde-qtl-haritalamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim1.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim1.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim2.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim2.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim3.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim3.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim41.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim41.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim5.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim5.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim16.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim16.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim16.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim6.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim6.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim7.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim8.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim7.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim7.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim8.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim8.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim9.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim9.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim41.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim41.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim10.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim10.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim11.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim11.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim15.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim15.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim12.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim12.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim13.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim13.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/resim14.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">resim14.JPG</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://msakiroglu.files.wordpress.com/2007/01/harita.JPG" medium="image">
			<media:title type="html">harita.JPG</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Melez Gücü (Heterosis)</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/27/melez-gucu-heterosis/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/27/melez-gucu-heterosis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2006 18:29:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genetik Prensipler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/27/melez-gucu-heterosis/</guid>
		<description><![CDATA[Biribirlerinden belli oranlarda genetik farklılık taşıyan birey veya popülasyonların melezlenmesi sonucu nisbeten daha güclü yavru olusumunu sağlayan fenomen Melez Gücü olarak adlandırılır. Falconer and Mackay (1996) daha genel bir ifade ile fenomeni yavrunun anaçlara üstünlüğü olarak tanımlamıştır. Potansiyel olarak herhangi bir karaktede ortaya çıkabilmesine karşın melez gücü genellikle zirai anlamda verime dayalı araştırılmıştır.             Literatürde  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=19&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:13pt;"></span></strong></p>
<p style="text-indent:0.5in;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Biribirlerinden belli oranlarda genetik farklılık taşıyan birey veya popülasyonların melezlenmesi sonucu nisbeten daha güclü yavru olusumunu sağlayan fenomen Melez Gücü olarak adlandırılır. Falconer and Mackay (1996) daha genel bir ifade ile fenomeni yavrunun anaçlara üstünlüğü olarak tanımlamıştır. Potansiyel olarak herhangi bir karaktede ortaya çıkabilmesine karşın melez gücü genellikle zirai anlamda verime dayalı araştırılmıştır. <span id="more-19"></span></font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Literatürde<span>  </span>iki farklı melez gücü tanımı mevcuttur. Ortalama Anaç Gücü melezin iki anacın ortalamasının üstüne çıkması olayıdır. Yüksek Anaç Gücünde ise melez en yuksek anacı bile geçecek kadar yüksek performansa sahiptir. İlki teorik<span>  </span>kantitatif genetik modellemede ve formülasyonlarda kullanılmasına karşın; yüksek anaç gücü daha çok uygulamaya dönük pratik önemi haizdir. </font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Melez gücünün ortaya çıkması heterotik gurup adını verdiğimiz birbirinden genetik düzlemde yeterince farklı anaç gurupların varlığına muhtaçtır. Yeterince farklı gen havuzlarına sahip olmayan anaç gurupları gibi <span> </span>gen havuzu baglamında oldukça farklı anaç gurupları da<span>  </span>melez gücü oluşturmada başarısız kalabilirler. <span>  </span></font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><span></span></p>
<p><strong><font face="Times New Roman">Melez Gücünün Genetik Temelleri</font></strong></p>
<p style="text-indent:0.5in;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Oldukca fazla canli türünde gözlemlenmesine rağmen melez gücünün genetik temelleri kesin olarak açıklanmış değildir. Fenomenin varlığı üç farklı teori ile açıklanmaya çalışılmıştır: dominans,<span>  </span>üstün dominans ve epistasis teorileri. Dominans teorisi en fazla genetik kanıt ile desteklenmiş olması yönüyle en çok kabul gören teoridir. Dominans modeline göre<span>  </span>ebeveynlerin farklı lokuslarında mevcut silici çekinik allelerin melezlenme sonucu diger ebeveynden gelen dominant allel ile maskelenmesi melez gücünü ortaya çıkartır (Xiao et al., 1995).</font></p>
<p style="text-indent:0.5in;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Hull (1945, 1946) ilk defa üstün dominans teorisini ortaya attı.<span>  </span>Bu teoriye göre ise heterosis fenomenini ortaya cikaran lokuslarda heterozigotluğun diğer iki homozigotluğa üstündür. Bu teori fizyolojik protein fonksiyonları ile desteklenmiştir. </font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span> </span><span>           </span>Yu (1997)<span>  </span>epistasis mekanizmasinin melez gücünün ortaya çıkmasında<span>  </span>tahmin edilenden daha fazla etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Epistasis özetle farklı genlerin bir karakter için etkileşimine işaret eder. Epistasis<span>  </span>genellikle karmaşık kantitatif<span>  </span>modeller sayesinde cok komleks çaprazlama <span> </span>deneyleri ile hesaplanır.</font></p>
<p style="margin:0;" class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p><strong><span><font face="Times New Roman">İleri Okumalar</font></span></strong></p>
<p><strong><span></span></strong><font face="Times New Roman"><font face="Times New Roman"><span style="font-size:10pt;color:black;">Falconer, D.S</span><span style="font-size:10pt;color:black;"> and </span><span style="font-size:10pt;color:black;">F.C. Mackay, Introduction to Quantitative Genetics,</span><span style="font-size:10pt;color:black;"><br />
Essex, England, Longman, 1996.</span><span style="font-size:10pt;color:black;"></span><br />
<span style="font-size:10pt;">Hull</span><span style="font-size:10pt;">, F. H. 1945. Recurrent Selection for Specific Combining Ability in Corn. J.Am. Soc. Agron. 37:134-145.</span><br />
<span style="font-size:10pt;">Hull</span><span style="font-size:10pt;">, F. H. 1946. Overdominance and Corn Breeding Where Hybrid Seed is Not Feasible. J. Am. Soc. Agron. 38:1100-1103.</span></font></font></p>
<p><font face="Times New Roman"><font face="Times New Roman"><span style="font-size:10pt;"></span><span style="font-size:10pt;">Xiao, J., L. Yuan, and S. D. Tanksley. 1995. Dominance is the Major Genetic Basis of Heterosis in Rice as Revealed by QTL Analysis Using Molecular Markers. Genetics. 140:745-754.</span></font></font></p>
<p><font face="Times New Roman"><font face="Times New Roman"><span style="font-size:10pt;"></span><span style="font-size:10pt;color:black;">Yu, S.B., J.X. Li, Y.F. Tan, Y.J. Gao, X.H. Li,<span>  </span>Q. Zhang, and M.A.S. Maroof. 1997. Importance of epistasis as the genetic basis heterosis in an elite rice hybrid. Proc. Natl. Acad. Sci. USA. Vol. 94:9226-9231<span>  </span></span><span style="font-size:10pt;"></span></font></font></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/19/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/19/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/19/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/19/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=19&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/27/melez-gucu-heterosis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kitlelerin Midesini Hedeflemek</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/25/kitlelerin-midesini-hedeflemek/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/25/kitlelerin-midesini-hedeflemek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2006 11:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Tarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/25/kitlelerin-midesini-hedeflemek/</guid>
		<description><![CDATA[“Toplumun yüreğini hedeflemiştim ama kazara midesini vurdum”- Upton Sinclair, kendi romanı Orman’a (1906) ve romanın içindeki et denetleme yasalarına ilişkin kısımlara işareten.  Sinclair’in aksine, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) karşıtları, biyoteknolojinin, toplum sağlığına tehdit olşuturduğu vurgusu ile  doğrudan toplumun midesini hedef alıyorlar. Yazının DevamıBuda GDO’ları Kuzey Amerika’da rüzgara karşı yürümek zorunda bırakmakta ve Avrupa’da ise eli boş [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=11&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span></span></span></span></p>
<p><span><span><span></span>“Toplumun yüreğini hedeflemiştim ama kazara midesini vurdum”- Upton Sinclair, kendi romanı <em>Orman’a </em>(1906) ve romanın içindeki et denetleme yasalarına ilişkin kısımlara işareten. </span><span> </span></span><span><span></span><span></span><span>Sinclair’in aksine, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) karşıtları, biyoteknolojinin, toplum sağlığına tehdit olşuturduğu vurgusu ile <span> </span>doğrudan toplumun midesini hedef alıyorlar. </span><span>Yazının Devamı<span id="more-11"></span>Buda GDO’ları Kuzey Amerika’da rüzgara karşı yürümek zorunda bırakmakta ve Avrupa’da ise eli boş döndürmektedir. Fakat biz biyoteknolojinin hayat kodlarını ticari bir metaya dönüştürmesine çok daha gür bir sesle karşı çıkmalıyız. Bugüne kadarki süreç açıkça ısbatlamıştır ki GDOlar çiftçilere fayda sağlamak veya daha fazla besin üretmek yerine genetik mülkiyet haklarını dayatmaya yaramışlardır. Biyoteknoloji uzmanlari, bir bitkiye herhangi bir gen (örneğin bakteriden alınan bir gen) ekledikleri zaman ortaya çıkan transgenik bitkinin tamamına ve sonraki tüm nesillerine sahiplik iddiasina girişmektedirler. </span></span></p>
<p><span><span></span><span>Monsanto adlı tohum şirketinden transgenik tohum satınalan bir çiftçi, elde elde ettiği bitkiden, bir sonraki sene için tohum saklayabilmesini yasaklayan bir kontrata imza atmak zorundadır. Eğer bir ıslahçı, bu variyetelerden çaprazlama yada seçme sonucu başka bir variyete -trangenik olsun ya da olmasın- elde ederese, Monsanto bu yeni variyetenin sahibi olacaktır. Bu da şuna benzer, bir yazar tamami ile diğer yazarlardan derlediği bir romana bir tek kelime eklerse bütün roman ve romandaki her bir cümlenin üzerinde tek tek sahiplik iddasında bulunabilir.<span>  </span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span><span>Monsanto’yu seçtim çünkü tohum sakladıklarından şüphelendikleri çiftçileri takip konusunda eli sopalı ve demir yumrukludurlar. Saskatchewan, North Dakota ve Indiana’daki küçük aile çiftliklerine açtıkları davada, “ Bizden tohum almak, bizden gizli tohum saklamdığınızı veya saklamak istemediğinizi ısbatamaktan daha ucuz ve kolaydır” mesajını veriyorlardı. Şirket, daha sonra North Dakota ve Indiana’daki davalarını geri çekti ama hemen ardından New Jersey eyaletinde yeni davalar açtı. Monsanto bu alanda tek değildir, sadece en kötüsüdür. Bütün Biyoteknolojik şirketler ve çoğu üniversiteler genlerin Fikri Mülkiyet Hakları kapsamında olduğunu iddia etmektedir. Bir Alman şirketi olan BASF kendi patentli genlerini korurken, aynı zamanda gen değişiminin önemine binaen lütufta bulunmuş. Şirket, Clearfield ® herbisit geni taşıyan buğday variyetlerinin bazı Amerikan hükmeti destekli verim testlerine girmesine izin vererek, ıslahçıların ve diğer şirketlerin bu variyeteyi gelecekte yeni veriyeteler geliştirmek için ebeveyn olarak kullanmasına &#8211; Clearfield ® herbisit geni elimine edilmek şartıyla- yeşil ışık yakmıştır. Ne varki Clearfield buğday yada pirinç variyetelerini satınalan çiftçiler bir “Kahyalık<span>  </span>Anlaşması” imzalamak zorundadır. Anlaşma, çiftçilerin sorumlu davranarak herbisit dirençli yabani ot gelişimini engellemerini istemektedir. BASF için oldukça elverişli olacak şekilde anlaşma, kisaca tohumların saklanmasını, ıslah için kullanılmasını, BASF markalı olanlar dışında imidazolinone herbisit kullanımını yasaklamakla. Tabiî olarakda şirket açısından her halükarda daha büyük bir kâr getrisi olmaktadır.</span></span></p>
<p><span><span></span><span>Gerçekte işin karanlik sırrı şudur: Eğer amaçlar sadece geliştirilmiş alan performansı, daha etkili ayrık ot kontrolü, yada daha yüksek ekin kalitesi olsaydı, hiç bir şirket GDO üretmek için zahmete girmeyecekti. Biyoteknoloji şirketleri tahıllara yatırım yapıyorlar çünkü çiftçilerin ektiği tüm tohumların ekonomik kontrolünün yanında, tohumların<span>  </span>nesiller boyu kontrolünü de istemektedirler. Biyoteknoloji doneminden evvel şirketler ve üniversiteler kendilerine ait bitki variyetelerini (buğday, pirinç, soya fasulyesi vs.)<span>  </span>Bitki Variyetelerini Koruma sertifikalari ile koruyabiliyorlardı. Bu durumda, variyelerin polen yada yumurtasındaki genler üzerinde değil, sadece spesifik variyete üzerinde sahiplik hakları savunuluyordu. Aynı şekilde mısır bitkisinde, hibritler rahatça ıslahta kullanılamasa ve yeniden ekildiğinde verimleri düşse bile genler, çaprazlama yoluyla özgürce kullanilabiliyordu.O günlerde, ister kamuya ait isterse özel şirketler bünyesinde çalışsın, en fazla satan variyeteyi geliştirenler, daha büyük gen havuzu oluşturup bunu herkese açanlar olmuştu. Ne varki şirket merkezleri sahipsiz hareketlilikten nefret ederler. 1980’li yıllarda özelleştirmeciler, gen havuzlarının kapılarına vuracakları kilidi keşfettiler: <em>Biyoteknoloji.</em><span>     </span></span></span></p>
<p><span><span><span></span>GDO genişçe patentlenmesi tek başına yeterince kötü bir durumdu ne var ki genlerin mülkiyet edinilmesinin yasallaşması, transgenik olmayan variyetelerin de patentlenmesini beraberinde getirdi. Gidip ABD Patent Marka Burosunun (USPTO) internet sayfasına bir bakın isterseniz. Bitkilerin kromozomlarını işaretleyen ve doğal olarak meydana gelen DNA parçaları ile bu parçaların işaterlediği kromozomal bölgelerin üzerine girişilmiş sahiplik iddalarini görürsünüz. Clearfield variyetelinde olduğu şekliyle ayrık otlarına direnç sağlayan doğal mutasyonları görebilirsiniz. Düzinelerce transgenik olmayan mısır ve soya fasulyesi variyetesi patentlenmiş. <span> </span><span> </span></span><span>Hepsinden daha da<span>  </span>kötüsü, yüzlerce yıldır dünyanın farklı yerlerinden çiftçilerin geliştirdikleri variyeteler, Amerikan şirketleri ve üniveritileri tarafından patentlenmektedirler: sarı fasulye (Meksika),<span>  </span>mavi lifli pamuk (orta Amerika), quinoa-pirinç benzeri bir tahıl- (Güney Amerika), basmati pirinci (Hindistan) ve daha bir çoğu. And’lı çiftçiler Colorado Eyalet Üniversitesi’nin(ABD) quinoayi patentleme utancından geri adım attırdılar. Basmati pirinicinin patenti geri alınmadan önce bir Teksas şirketi olan RiceTec’e verilmiş idi. Patent geri alındı ancak bu şirket tek tek variyeteleri patentlemeye devam etmektedir.<span>  </span>Transgenik olsun yada olmasın, tum ekinler varlığını ekin variyetelerinden, ıslah popülasyonlarından ve yabani türlereden mürekkep küresel bir gen havuzundan tek tek gen ayıklayan çiftçilere ve ıslahçılara borçludurlar. Doğanın genetik kodlarını, patentler yoluyla kontrol altına alan şirketler ve hatta kamu üniversitelerinin tek amacı, diğer bitki ıslahçılarını gen havuzundan mahrum ederek<span>  </span>piyasayi domine etmektir. Maalesef, asla daha iyi ürünler ortaya çıkarmak amacında değiller.<span>  </span></span><span>2001 yılının aralık aynında, ABD Yüksek Mahkemesi’nin Pioneer Hi-Bred International adlı şirkete ait, 17 tane transgenik olmayan mısır variyetesinin patentini onaylaması ile gen korsanları yasal destek elde ettiler. Yargıç Clarence Thomas yasal ve genetik mantığı çöpe süpürerek bir çoğunluk raporu yazdı. Bu mantıkla düşünüldüğünde Yargıç Thomas, Minnesota’lı bir çocuğa 9 Nisan 2002 tarihinde<span>  </span>USPTO tarafından verilen 6,368,227 nolu “salıncakta sallanma metodu” patentini de desteklerdi.<span>  </span></span></span></p>
<p><span><span><span></span>Hayvanlara, bitkilere ve de kendi türümüze ait genlerin kamu malı olarak kalmasını istiyenler, altına toplanabilecek bir çatıya ihtiyaç duyuyordu ve elan bu çatı mevcuttur. Şu anda elliden fazla ülkeden organizasyonlar “Genetik Mülkiyetin Karşılıklı Paylaşımı İçin Anlaşma İnsiyatifi” adına mücadele etmektedirler. Bu insiyatifin deklerasyonu Şubat 2002’de Dünya Sosyal Formu’nda açıklandı. Deklerasyon özetle: “ Dünya Milletleri, yeryüzündeki gen havuzunun, tüm biyolojik formlarının ve tezahürerinin küresel özzellik arzettiğini; tüm insanlar tarafından konunmasını ve geliştirilmesi gerektiğini deklere etmetedir. Genlerin kendileri, kodladıkları ürünler, <span> </span>genetik kodların doğal halleri, sadeleştirilmiş, sentezlenmiş formalarıda dahil olmak üzere kromozomlar, hücreler, dokular, organlar ve canlıların kendileri, klonlanmış olanlar, transgenik ve kimerik organizmaları da kapsayacak şekliyle devletler, ticarî şirketler, diğer kurumlar ya da kişiler tarafından ticarî özelliğe büründürülmüş genetik bilgi olarak kullanılmasına izin verilmeyecektir.”<span>  </span></span><span>Bu uluslararsı hukuğa aciliyetle ve<span>  </span>metanetle konulması gereken açık bir<span>  </span>prensibin deklarasyonudur. </span></span></p>
<p><span><span>Bu sabah kahvaltıda mideme inen DNAnın bir kısmı Monsanto’ya ait idi. Sizi bilmem ama bende kabızlık yapıyor. </span><span> </span></span></p>
<p><span><span><span>Stan Cox</span></span></span><span><span><span>The Land Institute <span><span> </span></span></span> </p>
<p><span><span></span><span></span><span></span><span><span>*<span>  </span><a href="http://www.cropchoice.com/">http://www.cropchoice.com</a> sitesinden alınarak Türkçe’ye çevirilmiştir. </span></span></span></p>
<p></span></span><span><span><span></span></span></span><span><span><span>**</span><span><a href="http://www.haber10.com/makale/4437/">http://www.haber10.com/makale/4437/</a> sitesinde yayinlanmistir. </span></span></span></p>
<p><span><span><span></span></span></span><span><span><span>***</span><span>Çeviren: Muhammet Şakiroğlu</span></span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/11/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/11/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/11/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=11&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/25/kitlelerin-midesini-hedeflemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki Besin Kıtlığı Hakkında Mitler</title>
		<link>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/24/dunyadaki-besin-kitligi-hakkinda-mitler-2/</link>
		<comments>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/24/dunyadaki-besin-kitligi-hakkinda-mitler-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Dec 2006 00:58:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammet Sakiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Tarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/24/dunyadaki-besin-kitligi-hakkinda-mitler-2/</guid>
		<description><![CDATA[Neden bu kadar çok açlık? Bu konuda neler yapabiliriz? Yukarıdaki sorulara cevap vermek  için ‘dünyadaki açlık’ konusunda öğrendiklerimizin önemli bir kısmını unutmamiz gerekecektir. Ancak beynimizi rehin almış olan mitlerden kurtularak, açlığın sebeplerine inebilir ve sonlandırmak için  neler yapabileceğimizi daha iyi görebiliriz. 1. MİT:  Dünyada Yeterince Besin Yok Gerçek: Bolluk, dünyanın besin varlığını en iyi tanımlayan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=4&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neden bu kadar çok açlık?</p>
<p>Bu konuda neler yapabiliriz?</p>
<p>Yukarıdaki sorulara cevap vermek  için ‘dünyadaki açlık’ konusunda öğrendiklerimizin önemli bir kısmını unutmamiz gerekecektir.</p>
<p>Ancak beynimizi rehin almış olan mitlerden kurtularak, açlığın sebeplerine inebilir ve sonlandırmak için  neler yapabileceğimizi daha iyi görebiliriz.</p>
<p><span id="more-4"></span></p>
<p>1. MİT:  Dünyada Yeterince Besin Yok</p>
<p>Gerçek: Bolluk, dünyanın besin varlığını en iyi tanımlayan kelimedir. Dünyadaki her bireye günde 3500 kalorilik enerji sağlayacak kadar pirinç, buğday ve çeşitli tahillar üretilmektedir. Diğer bir çok besin (sebzeler, fasulye türleri, kabuklu yiyecekler, kökü tüketilen bitkiler, meyveler, et ürünleri ve balık) yukardaki hesaplamaya katılmamıştır. Dünyadaki her bireyi şişmanlatacak kadar- birey başına yaklaşık olarak günde 2 kg-  yiyecek üretilir: 1kg tahıl, fasulye, ve kabuklu yiyecek; 500 gr civarinda sebze ve meyve; bir diğer 500 gr et ürünleri, süt ürünleri ve yumrta.  Hatta kıtlığın en çok yaşandığı ülkelerde bile her bir ferd için gerekli günlük besin üretilir. Bu ülkelerden bir çoğu gida ve diğer tarimsal ürünler yönüyle ihracaatçı konumundadır.</p>
<p>2. MİT <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> oğal Kaynaklar Kıtlığa Sebebiyet Vermektedir.</p>
<p>Gerçek: Doğal kaynakları suçlu ilan etmek kolaycılığa kaçmaktır. İnsanoğlunun kendi gücü, insanlığı tabiattaki değişikliklere karşı korunaksız bırakmaktadır. Satınalma gücü olanlar için yiyecek her zaman mevcuttur – açlik sadece fakirleri vurur.  Asya, Afrika veya başka yerlerde milyonlar açlık felaketi ile burun buruna yaşarlar, çünkü az ama oldukca güçlü bir gurup tarafından borç sarmalına kapılmış şekilde toprağa muhtaç edilmiş ya da çok feci derecede az bir gelire talim etmek zorunda bırakılmışlardır.  </p>
<p>Kurumlar ve kanunlar zor zamanlarda kimin yiyeceğini ve kimin açlıktan öleceğini belirliyor. Aynı şekilde Amerika’da bir çok evsiz kış aylarında soğuktan donarak ölür, ancak sorumluluk hava koşullarının değildir. Gerçek mücrim herkese imkan sağlamayan ekonomi ve ekonomik verimliliği rikkat ve merhametin önüne koyan toplumdur.</p>
<p>3. MİT : Çok Fazla İnsan</p>
<p>Gerçek: Doğum oranında dünya çapında hızlı düşüş üçüncü dünya tabir edilen bölgelerdeki demografik geçiş (doğum oranlarının erken ölüm oranlarına karşılık düşüşe geçmesi)  ile paralellik arzetmektedir.  Hizli nüfus artışının dünyanın bir çok bölgesinde ciddi bir sorun oluşturmasına karşın, hiç bir bölgede popülasyon yoğunluğu açlığın açıklaması değildir. Her bir Bangladeş (açlık ile malul ve yoğun popülasyona sahip) örneği için  Bolivya, Brezilya ve Nijerya gibi açlığın gıda bolluğu ile kol kola olduğu örenklere rastlarız. Ekilebilir arazisi Hondurasın ekilebilir tarım arazisine nazaran % 50 daha az olmasına karşın, Kosta Rika mukimlerinin  ortalama hayat uzunlugu (iyi beslenmenin bir ölçütü olarak) Honduras mukimlerinden yaklaşık 11 yıl daha fazladır. Hızlı nüfus artışı açlığın asıl sebebi değildir. Açlığın kendisi gibi o da eşitsizliğin ve mahrum birakilmişliğin &#8211; ozelliklede fakir kadınları -  bir sonucudur. Hizli nüfus artışı ve açlık genellikle  toprak sahibi olmanın, iş olanaklarının, sağlık hizmetlerinin, eğitimin ve emekliliğin insanların ulaşabileceğinin çok ötesinde olduğu toplumlara hastır.   Çin, Sri Lanka, Kolombiya, Küba, ve Hindistanın Kerala eyaleti gibi üçüncü dünya toplumlarında nüfus artışındakı başarılı, erken ve hızlı düşüş fakir kitlenin ozelliklede fakir kadınların yaşam şartlarının geliştirilmesinin nüfus artış hızının kesilmesi için bir zorunluluk olduğunu isbatlamıştır. </p>
<p>4. MİT: Ya Çevre Ya Besin</p>
<p>Gerçek: Besin üretme kaynaklarımızı kesecek bir çevresel kriz için endişelenmeliyiz ancak, dünyanın besin ihtiyaci ile çevre arasında bir tercih yapmak zorunluluğu yoktur. Açlığı ortadan kaldırma çabaları çevresel krizlere yol açmıyor.  Orman yıkımlarının asıl sorumlusu gelişmiş ülkelerdeki tropik kereste, egzotik ve sezon dışı yiyecek tüketimini teşvik eden ve bundan kar sağlayan dev şirketlerdir. Üçüncü dünya ülkelerinde kullanılan pestisidlerin (böcek zehiri) büyük çoğunluğu açlığa çözüm olacak ürünlerden ziyade ihrac edilen ürünler için kullanılmaktadır. Buna ilaveten ABD de kullanılan pestisidlerin büyük çoğunluğu da lekesiz ürünler üretme ve kozmetik (bitkinin görünüşüne hitap eder) amaçlıdır; besin kalitesini geliştirmeye dönük değil.</p>
<p>Alternatifler vardır ve çoğu  uygulanabilirlik arzeder. ABD de organik tarım yapan çiftçiler alternatif tarımın fizibilitesi için iyi bir örnek teşkil ederler. Küba’nin son yıllardaki kendi kendine yetebilir, sürdürülebilir, ve hemen hemen tamamı ile pestisidsiz tarımsal ürünler üretme başarısı ise bir diğer güzel örnektir. Gerçekte çevreye zararı olmayan tarımsal alternatifler cevre üzerinde yıkıcı etkiye  sahip olanlara nazaran üretimde daha başarılıdırlar.</p>
<p>5. MİT: Yeşil Devrim (Green Revolution) Çözümdür.</p>
<p>Gerçek: Yeşil Devrimin üretim avantajları mit değildir. Yeni tohumlar sayesinde her yıl milyonlarca ton fazladan tahıl üretilmektedir.  Bunun yanında sadece üretime yoğunlaşmak açlığı bertaraf etmeye yetmez çünkü bu yoğunlaşma, aynı zamanda kimin fazladan üretilen bu besini satınalacağını belirleyen ekonomik güç dengesini bozmaya muktedir olmaktan uzaktır. Bundan ötürü Hindistan, Meksika ve Filipinler gibi ‘Yeşil Devrimin’ etkili olduğu ülkelerde tahıl üretimi hatta besin ihracaatlarindaki artış mezkur ülkelerdeki açlığın düşüşünü beraberinde getirmediği gibi toprağın uzun vadede verimini düşürdü.  Bundan sonra savaş açılması gereken ise eşitsizliği dahada ileriye taşiyacak olan biyoteknoloji eksenli  ‘Yeni Yeşil Devrim’dir (New Green Revolution).</p>
<p>6. MİT:  Büyük Çiftliklere İhtiyaç Vardır.</p>
<p>Gerçek: Çoğunlukla en verimli toprakları sahiplenen büyük toprak beyleri toprağın büyük bir kismini atıl halde bırakırlar. Adil olmayan toprak reformu tarım arazilerini en etkisiz üreticilerin eline bırakır. Buna karşılık küçük çiftçiler tipik olarak hektar başına 4-5 kat daha fazla ürün elde ederler zira ellerindeki toprağı daha yoğun kullanmakla birlikte , daha bütüncül ve çoğunlukla cok daha sürdürülebilir üretim sistemlerine başvurular. Toprağı uzun sure kullanma güvencesinin eksikligi ile üçüncü dünya ülkelerinde tarla  kiracısı konumundaki bir çok çiftçi, toprağın gelişimi icin yatırımda bulunmak, ekin rotasyonu, veya nadasa barakmak gibi toprağın kalitesini arttıracak teşvikten halidirler.  Gelecekteki gıda üretimi böylelikle baltalanmış durumdadır. Buna karşın toprakların yeniden dağıtımı gida üretimini ateşleyebilir. Kapsamli bir toprak reformunun Japonya’dan Tayvan’a oradan da Zimbabve’ye değin değişik ülkelerde, üretimi  belirgin bir şekilde arttırdığı tecrübe edilmiştir.  Dünya Bankasının yaptığı bir çalışma Kuzeydoğu Brezilya’da küçük holdinglere dağıtılacak toprakların üretimi % 80 oranında arttırabileceğini hesaplamıştır.</p>
<p><a href="http://www.foodfirst.org/pubs/backgrdrs/1998/s98v5n3.html">http://www.foodfirst.org/pubs/backgrdrs/1998/s98v5n3.html</a></p>
<p>Sayfasından derlenerek Türkçe’ye çevrilmiştir.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/msakiroglu.wordpress.com/4/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/msakiroglu.wordpress.com/4/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/msakiroglu.wordpress.com/4/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/msakiroglu.wordpress.com/4/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=msakiroglu.wordpress.com&amp;blog=633239&amp;post=4&amp;subd=msakiroglu&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://msakiroglu.wordpress.com/2006/12/24/dunyadaki-besin-kitligi-hakkinda-mitler-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/bbb7b4d090c8f420f30e2b70f8815f1f?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">msakiroglu</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
